Türkiye’de 3. Sınıf dramatizasyonla senaryo kurtarılıyor

18 Mayıs 2017, 15:56
Türkiye’de 3. Sınıf dramatizasyonla senaryo kurtarılıyor
Günün Röportajı

İnönü Üniversitesi Sinema Topluluğunun düzenlediği 10.Kısa Film Festivaline konuk olarak gelen Mahmut Avcı ile  “Senaryo Nasıl Yazılır? ”atölyesi sonrasında bir araya geldik.

Mahmut Avcıyla senaryonun yazım aşamasını,ticari yönünü ve günümüz sineması hakkındaki son durumu ele alarak senaristlik ve sanata dair keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

“Sen Olsan Ne Yapardın” TV programının program yapımcısı ve metin yazarı olarak tanıdığımız Mahmut Avcı “Toplumsal duyarlılığın geliştirilmesini amaç edinen ve tüm farklılıklara rağmen birlikte yaşama dinamiğini geliştiren bir program olduğunu ifade etti. Sanat hayatıma dair açıklamada bulunan Avcı, ben hep sizlerleyim, ya yazıyor, ya düşünüyor, ya hayal kuruyor olacağım dedi.

S.A: Mahmut Avcı Kimdir? Kısaca açıklayabilir misiniz?

1982 Kars doğumluyum. Sanat Tarihi ve Sosyoloji okudum. Sanat hayatına şiirle başladım. 3 şiir kitabım yayınlandı.(Düğüm Cambazı, Kuş Sesi Ürkek, Gül Devrimi) Sinema ve TV’ye senaryoları kendisine ait kısa film yönetmenliği ile adım attım. TRT 1’de yayınlanan Sen Olsan Ne Yapardın?(52 bölüm) Dinle Kazan(26 bölüm) İyilik Yap İyilik Bul(40 VTR)programları ve (Acılarıma da Kardeş Olur musun?)belgesel yapımlarının yapımcılığını, proje tasarımı ve metin yazarlıklarını yaptım. Uzun metraj senaryolarım bulunmakta. Patlamaya hazır öfke fitili ile günleri at gibi koşturan, tevellüdü resminden genç bir arkadaşınız diyelim.

S.A: Senaryo nedir? Nasıl yazılır?

Hakkında söz söyleme haddi olanın verebileceği, en az bir kitaplık yazı ile cevaplayabilecek bir meseledir senaryonun nasıl yazıldığı. Ya da bir senaryonun nasıl yazıldığı uzun sürecek ders zamanında gösterilebilir. Bir soru olarak geldiğinde de söylenecek şey: PC’nin başına geçersiniz, soluksuz ve tam konsantre yazarsınız. Ya her şey yolunda gider iyi bir senaryo ortaya çıkar. Ya da her şey berbat olur. Dosyayı kapatır. Yeni bir dosya ile yeniden başlarsınız.

S.A: Yapımcı-yönetmen- senarist farklı kişiler. Peki, yapımcıların senaryo üzerinde nasıl etkileri vardı? Ticari kaygılarla senaryolar üzerinde değişimler yaratabiliyor mu?

İyi bir yapımcı, yapım sürecindeki tüm üretim biçimleri ve süreçler için nispeten donanımlı olan kişidir. Yapımcı senaryo yazamaz belki ama iyi senaryodan anlaması gerekir, yönetmenlik yapamaz belki ama yönetmenin yaratıcı kamera kullanma çabasını anlayacak donanımda olmalıdır. Yönetmenin istekleri ile para kasası arasında tarafını seçerken filme yardımcı doğru tarafta durabilsin. Üretimin tüm aşamaları için bu ilişki beklenir. Film yapımcısının ilk işi, iyi bir senaryo sahibi olmaktır. Iyi senaryo dediğimiz şey de her zaman kusursuz senaryo demek değildir. Bir kusursuz senaryo da bile, bir yığın çok da isabetli olmayan, büyük paralar gömmek için yazılmış istekler vardır. Işte yapımcının etkileri-istekleri bu maliyetleri gidermek için senariste önerileridir. Ya da bu düzeltmeleri yeni bir yazı grubu ile yapar. Bir diğer yapımcı katkısı, hedef kitleyi belirlerken bazı düzenlemeler isteyebilir. Bazen içerik için tavsiyelerde bulunur. Çoğunlukla bu istekler makul ölçüdedir. Aksi takdirde senaryo bir çekmecede unutulmaya mahkûmdur. Doğru söylemek gerekirse sorunun çeşitliliği kadar yapımcı etkisinden bahsetmek mümkün… Sadece senarist gözü ile bakarsak(sürekli düzeltme alan adamdır senarist) yapımcı sanattan anlamayan her şeyi para olan bir tüccardır. Ironic olan, yapımcı da haklı senaristte. İşin sürekliliği için bu kavga sürmeli. Çünkü iyi bir film bu kavgadan çıkıyor.

S.A: Senaristlikten yönetmenliğe geçişi düşünüyor musunuz?

Senaryo yazmak bir amaç değildir. Senaryo denilen metin sadece kendisi olarak da hiçbir şeydir. Henüz film olmamış senaryo da yok hükmündedir. Aslolan senaryo metninin bir film olarak perdeye taşınmasıdır. Bizim senaryo ile meşguliyetimiz yönetmenliğini yapacağımız filmin Kılavuz metnini yazmaktan ibarettir. Piyasaya üçüncü şahıslara senaryo yazmak gibi bir düşüncem hiç olmadı. Başa dönersek asıl motivasyonumuz yönetmenliktir. Geçmiş yıllarda çektiğim kısa filmlerim senaryoları da bana ait olan çalışmalardı.

Özetlersek yönetmenliğe dönmek gibi bir durum yok, hazırda durduğum yer yönetmenlik için siperde, tetikte olmaktır. Senaryolarım cephanem. Kendi senaryolarımı çekmek için gerekli olan koşulları sağlama çabası içindeyim.

 

S.A: Türkiye 'de gişe sineması son 10 yıldır seri kaba komedi ve korku sineması üzerinden ilerliyor. Ve en kaliteli yapımlarda bile senaryo kalitesi belirli bir seviyenin altında. Seyircinin daha üst bir anlatımı anlamayacağımı düşünülüyor. Sinemanın amacı görselliğin yanında seyirciye düş oyunları oynatmak sorular sordurmak değil mi? Seyircinin bu noktada küçümsendiğini düşünüyor musunuz?

Sinemanın bir amacı yoktur. İnsanların amacı vardır. Bunu yaparken anlatım biçimleri geliştirir insan. Gelişmiş anlatım estetiği ile salt kurgulanmış videolar arasında bir aralıkta her gösterim sinema olarak adlandırılıyor. Tıpkı Yunus Emre’nin yazdıklarına şiir diyoruz. Posta gazetesinde yayınlananlarda şiir diye yayınlanıyor. Kimse bir diğerine bu şiir değil diyemiyor. Seyircinin neyi nasıl anlayıp anlamadığı meselesi değil, sinema salonu sadece film için dolmaz. Hazdır belirleyici olan. Ve tüketim için de aslolan araçlaştırmadır. Hayatın her yerinde olduğu gibi salon koltukları için de araçlandırma söz konusudur. Bir salonun dolma gerekçesi ya da salonun boş olma sebebi mikrofon uzatılınca bir çırpıda 2 cümle ile açıklanacak mesele değil. Öncelikle siz sinemacı olarak paranın üstünde bir bina inşa ediyorsunuz. Ama binayı kendi beden ölçülerinize hapsediyorsunuz. Sonra da kimse benim binama gelmedi diyorsunuz. Gerçekçi değil hatta ahlaki değil. Bir diğeri de daha az para ile tulum dikip satıyor. Hem maliyet düşük hem de beden sıkıntısı yok. Herkes giyine biliyor. Buna yatak açan, modanın da aşırı sınırsızlık olduğu bir çağda yaşıyoruz. Toplantıya tulumla girmenin çok da absürt olmadığı bir çağ. İşte burada tulumcu sürümden götürüyor. Sinemada bu olmalı şu olmamalı diye bir şey yok. Sen bir şey satıyorsun diyelim ki, günlük hayatta kimsenin kullanmayacağı bir şey (güldürmeyen bir sanat filmi) unutma ki bu şeyi ihtiyacı olmayan kitleye satmak için senin kırk takla daha fazla atman lazım. Ama bizim sanat filmi yaptığını sanan abi ben yaptım oldu diyor. Tulumcu hem ihtiyaç malzemesi satıyor, hemde taklayı atan o. Sonra ne mi oluyor? Tulumcu her mevsim başka renkte tulum piyasaya sürüyor. Diğer abimiz kitle bu deyip, babasını annesini akrabalarını aşağılayarak yaşamını sürdürüyor.

 

S.A: Gerçek anlamda bir politik sinemamız halen yok. Yeni Türkiye sineması içinde nasıl bir değişim olmasını isterdiniz?

Politik sinema her zaman var olmuştur. Politik söylemin yetkin, sinema dilinin tekâmül edip etmediği tartışılabilir. Sinema üretiminin güçlü mali kaynaklarla zorunlu ilişkisi türün niceliğini etkiliyor. Kabul edelim kitle-gişe, sinemadan ziyade eğlenceli videoları tercih ediyor. Bütünlük gösteren ve meselesi olan eser bahse konu olan kitle için yorucu-korkutucu olabilmekte. Aynı zamanda bu eserler yüksek maliyetler istiyor. Bu arz ve talep ilişkisi, bugün hiç de iç açıcı olmayan sonucu doğuruyor. Sinemadaki değişimde hiçbir zaman arzularımız belirleyici olmamıştır. Ekonomik kaynaklar, teknolojik gelişmeler ve Türkiye dâhil dünyayı etkileyen gelişmelerin getirisi ve götürüsü olarak değişimler olmuştur.

 

S.A: Sektörün her kesiminden uzmanlar tarafın en büyük sorunun senaryo olduğu söyleniyor. Sizce böyle bir sorun var mı? Nasıl daha kaliteli senaryolar yazılabilir?

Senaryo türünün kendine özgü yazma prensipleri ve teknikleri var. Ancak bu prensip ve teknikler iyi bir senaryonun garantisi değil. Bugün hepimizin şikâyetçisi olduğu TV dizilerinin senaristleri bu bahse konu olan prensipler hususunda belki bizden de iyiler. Ama eksik ne? Kaliteli senaryo denilen şey kaliteli –çok yönlü donanımlı senaristin yaptığı iştir. Kültür tarihinden felsefeye, Mimariden şiire, teolojiden mitolojiye ve genelde hayatın her haline dair güçlü yeterliği olan, yeni bir mesele karşısına çıktığında da öğrenme arzusu güçlü olan entelektüel kişi olmalıdır senarist. Türkiye’de 3. Sınıf dramatizasyonla senaryo kurtarılıyor. Ya da kaba-küfürlü komedi kurtarıcı kabul ediliyor. Nasılsa satıyor.

 

S.A: Senaryoyu yazmaya başladıktan sonra son halinde sizin hayal ettiğiniz yere denk geliyor mu?

Senaryonun son hali ile hikâyenin sonu karıştırmamalı. Hikâyenin sonu daha senaryo yazılmadan bellidir. Spotumuz, önermemiz, öykümüz senaryodan önce hazırdır. Senaryo yazma sürecinden gelişen şey sahnedir. Yan hikâyeler, dolgular ve diyaloglardır. Bittiğinde bu tamamdır dediğimiz senaryo, tabi ki hayal ettiğinizin üzerinde bir şey olarak ortaya çıkar. Çünkü şüphesiz hiçbir zihin, senaryonun tümünü sahne sahne ezberden takip edemez. Bu imkânsızlık parça küçük birimlerin verdiği lezzeti başlarken duyumsatmaz size. Ama oldu dediğimiz bir senaryoda bunların hepsi artık vardır.Hayal ettiğiniz yere ulaşmayan senaryo zaten olmadı deyip çöpe attığınız dosyadır.

 

S.A: Bu fikirden bir senaryo olur mu? Nasıl bir film çıkar? O filmi ben izlemek ister miyim? Bu filmi çekmek isteyecek bir yönetmen var mı? Böyle bir filme, hangi nedenle ihtiyaç var? Yapımcı bu senaryoya neden para yatıracak? Seyirci neden bu filme gelecek? Sorularını hep düşünüyorum bunları kısaca açıklar mısınız?

İşin yaratıcı ayaklarından belki ki de ilki fikirdir. Fikrinizin senaryo olabilmesi, ortaya çıkaracağı filmin nasıllığı, kitlede karşılığı olup olmayacağı hissidir. Çünkü fikrinizi nasıl bir dünyanın üstüne kurduğunuzu ancak siz bilebilirsiniz. Bunu sizden başkası bilemez çünkü fikir geliştirme aşamalarının ilk etabıdır. Ve hala sizintekelinizde. Bu sorulara en iyi cevap sizin iyi bir film izleyicisi olmanız, iyi bir okuyucu olmanız ve aynı zamanda entelektüel düzeyinizdir. Nasıl niye neden soruları ile değil, hissi olarak bu tamamdır dersiniz. Çünkü böyle ya da tam tersini söylemek için yeterli estetik ve entelektüel donanımınız vardır. Sizin güvendiğiniz fikrin senaryo olmaması için hiçbir engel yoktur. Çünkü dile gelmeden bir yığın engel yıkılmıştır. Sonraki süreç ilişkiler, mali kaynaklar ve fırsatlarla ilgilidir. Somut meseleler değildir. Yıllarca ret almış bir senaryo bir gün sahip çıkacak bir yapımcı ya da yönetmen bulur ve kült eser olur. Yıllarca yayıncı bulamayan roman, yazarı başka eserlerle meşhur olunca piyasaya çıkar kült eser olur. Eserlerin kaderi diyelim. Sanat ve çevresinde gelişen hiçbir şey nesnel değerlendirme ile yapılamaz. Sanatın kendisi aşırılıktır.

 

SEVİL ADIGÜZELMAN 

banner143

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    TÜMÜ Yazarlar
    Hava Durumu

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:
    Arşiv