Nazan Bekıroğlu'nun Mücella'sı

16 Aralık 2015, 09:08
Nazan Bekıroğlu'nun Mücella'sı
 Kim derdi ki bir gün 40 yıl evvel Trabzon'da sessiz sedasız yaşamış bir kadının hikayesine aşina olacağız...
Nerden bilirdi Mücella Trabzon sınırlarından dışarı bir adım bile atmamışken bir rüyada verilen isminin nerdeyse 40 yıl sonra memleketin her bir köşesinde yankı bulacağını? Asla onun toprağına ayak basmamış insanların kendisini tanıyacağını? Nerden bilirdi... Acaba bizim de öylesine söylediğimiz bir söz, bir cümle birinin kaderine yön vermiş midir yada verecek midir? Dua anına denk düşmüş cümlelerimiz var mıdır,başkaları adına?
İşte bu Nazan Bekiroğlu'nun Mücella'sının hikâyesi. Mücella kimdir? Tarihe yön vermiş bir karakter midir? Değil. Türlü olaylar yaşamış, acılar çekmiş, esen rüzgârlarla fırtınalarla sarsılmış ama yıkılmamış bir karakter midir? Değil. Ün, para, şan-şöhret yapmış bir karakter midir? Değil. Bunların hiçbirisi değil. Üstüne Mücella güzel de değil. Mücella ne "gün yüzü görmemiş" diyecek kadar acılar yaşamış ne de "mutlu mesut" demeye müsait bir hayat yaşamıştır. Gayet sıradan heyecansız, monoton ve hep gelecekte var olduğuna inanılan bir mutluluğu bekleye bekleye geçmiş bir ömür. Ne o "iyi gün" gelmiş, ne o gri atmosfere ışık saçacak başka bir şey olmuş. Romanı okurken bile tahammül edemediğimiz o durgun hayatı birilerinin yaşamış olduğunu düşünmek bile fazlasıyla boğucuyken, yaşamak... Hep başkalarının hayatına bakmakla geçmiş bir ömür.
Hadi diyorum şimdi Mücella gerçek bir karakterdi daha ben hayata başlamazdan evvel göçüp giden. Peki ya Yusuf Ziya? Kitabı okurken en çok merak edilen yan karakter Yusuf Ziya sanırım. Hikâyesine değilse bile ruhuna ve hislerine aşina olduğum bu karakter gerçek miydi? Gözlerine ve yüzüne oturmuş manayı pek yakından bildiğim, ruhunun çırpınışlarının rüzgârını ruhumda hissettiğim Yusuf Ziya? Yaşamış mıydı gerçekten? Kim bilir nasıl dayandı amacını ve arzularını yitirmiş bir insan olarak yaşamaya? Nasıl değişti bakışı, duruşu ve gülüşü? Evet gülüşü, nasıl yavaşça sezdirmeden hüzün yerleşti gülüşüne? Hüzün herkese yakışır, Yusuf Ziya'ya da yakışmıştır. Romanın ortalarında bir mektup var ve o mektupta bir cümle ; "yazmaktan başka çaresi olmayan yaşama kusurluları gibi ben de yazdıkça yazıyorum" Evet yazdıkça yazıyoruz Yusuf Ziya... Yazısı görücüye çıksın ya da çıkmasın yazanların ekserisinin yazma sebebini aşikâr ediyor bu cümle. Bu bana Franz Kafka'nın Milena'ya Mektuplar'daki ünlü cümlesini hatırlattı. "Sevgili Milena, yazmadığınıza bakılırsa iyi olmalısınız, bizler çoğunlukla iyi olduğumuz zamanlarda susarız" Evet iyi olmadığımız için yazıyoruz, evet içimizde tutmaya muvaffak olamadığımız için yazıyoruz. Evet.
Sözü uzatmaya lüzum yok. Okudukça içimize kasvet, acı, özlem ve pişmanlık dolan bu gerçek hayat hikâyesini Nazan Bekiroğlu Mücella teyzesine vefaen yazmıştır. Belli ki Mücella'nın tarihin sarı yapraklarının arasında unutulmasına kıyamamış ve onun o sessiz sedasız gelip geçmiş o zavallı hikâyesine geç de olsa bir renk katmak istemiş, onu hayatın bir yerlerinde mühim ve manen "var" kılmak istemiş. Böyle bir hayata tanıklık etmek açısından okunmaya değer olmakla birlikte belirtmek gerekir ki; bir cümlesiyle bir paragraflık meseleler anlatan denemelerin üstadı Nazan Bekiroğlu "roman" meselesinde çizgisinin altında kalmaktadır.

banner315

    Yorumlar

Hava Durumu

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
Arşiv