SUZAN KUYUMCU-ÖYKÜ-Yavru Karga (yarası Vicdanının En Yakın Dostuydu)

Sabahın derin sessizliğine bürünen alacakaranlık, güneşin doğum sancısına üzülürcesine, siyahını ufaktan ufağa geriye çekiyordu. Dingin mücadelenin kol gezdiği ortamda, feryatlar çığlık çığlığa yürek dağlıyordu.

30 Mart 2013 Cumartesi 23:58
SUZAN KUYUMCU-ÖYKÜ-Yavru Karga (yarası Vicdanının En Yakın Dostuydu)
Sabahın derin sessizliğine bürünen alacakaranlık, güneşin doğum sancısına üzülürcesine, siyahını ufaktan ufağa geriye çekiyordu. Dingin mücadelenin kol gezdiği ortamda, feryatlar çığlık çığlığa yürek dağlıyordu.

Her çatının altında, bir gün öncesinden kalan yaşam artıklarının pusuya sinen gölgeleri olurdu.

Bu gün bu çatının altındaki gölge, bir çocuğun gözyaşlarına tanıklık ediyordu.Anlaşılan gün, bu evde mücadelesine erken başlamıştı. Oysa kadın kendini dünden koparalı sadece birkaç saat olmuştu.

Ne mucizevi şeydi şu uyku…

Korkuları, hasreti, endişeleri, koşuşturmaları onun gibi kucaklayan, onun gibi sarıp sarmalayan başka gönüllü var mıydı acaba? Bedenin yükünü vakumuyla çekiyor, ardından karanlığın örtüsünü dost ediniyor ve beynin melatonin hormonuna hizmet ediyordu.

Kadın gözlerini ovuşturarak çocuğun odasına gitti. Dışarıda alışılmışın dışındaki sesler sessizliği paramparça edecek kadar etkindi. Köpek sesleri, minik serçelerin cıvıltısı, kargaların canhıraş feryatları…

Kadın çocuğun karyolasına gitmeden önce, perdeyi aralayarak dışarıyı görmeye çalıştı. Alacakaranlık sokakta, hayvanlardan yükselen seslerin dışında farklılık yoktu.

-Anne! Dedi çocuk. Neden kargalar bu kadar bağrışıyor, yine deprem mi olacak?

-Yok yavrum! O da nerden çıktı?

-Kardeşimi istiyorum ben! Ne olur anne! Kardeşim gelsin artık...

Kadın oğlunu kucaklayarak bağrına bastı. Geçen yıl yaşanan depremin izleri, verdikleri kayıplarla sürekli kanıyordu. Gözlerinden akan yaşları omzuyla sildi. Ağladığını oğlu görsün istemiyordu. O da çok özlemişti bebesini. Peki buna hakkı var mıydı ki? Üç aylık bebesinin katili kimdi? Onu deprem canavarına kendi elleriyle teslim etmemiş miydi? İşte! O günden bu yana yarası vicdanının en yakın dostuydu. Yan yana ,iç içeydiler. Biri sürekli oyuyor diğeri kanıyordu. Bu yarayı iyileştirmeye hakkı yoktu. Buna inandırmıştı kendini. Vicdanının kamburu virüs gibi her geçen gün oğullanarak yayılıyordu. İşin tuhaf yanı, bu acı artık sevginin kapsamı içindeydi.

''Kurtulmalısın!'' Demişti Psikolog. ''Önce kendini suçlamaktan vazgeçmelisin. O korkunç anda birini gönüllü bırakıp çıkmadın ki… O panikle birini düşürmüşsün. Sizi kurtaranlar bebekten habersizmiş. Bak, sen söylüyorsun, ''Bir iki dakika daha kalsaydık bizde harabenin cansız birer parçası olacaktık'' diye… Tedaviye başlamamız neredeyse bir yıl olacak hala düşüncelerinde gözle görülür gelişme göremiyorum. Artık toparlanmak için çaban olmalı. İyileşmeyi istemen gerek. Buna inanman gerek. Yakın çevrenden de sorumlusun. Sevenlerinden… En çok da sana ihtiyacı olan çocuğundan tabii…''

Kadın, ''Elimde değil'' diyordu içinden. ''Benim elim, kolum, bacağım, yüreğim oldu acım. Ondan kurtulmak demek, bedenimdeki parçalardan birini yok etmek demek...''

Kucağındaki çocuğun susmuş olduğunu nice sonra fark etti. Şaşırıp kalmıştı. Ne zaman derin düşüncelere dalsa zaman sanki yutuluyordu. Oğlunu öperek yeniden yerine yatırdı.

Kulakları tırmalayan çığlıklar yeniden mi başlamıştı ne? Yoksa hiç susmamışlar mıydı? Perdeyi aralayıp yeniden dışarıya baktı. Görünen her çatı kargalarla doluydu. Başlarını aşağıya sarkıtıp canhıraş bağırıyorlardı. Ortam aydınlıktı. Aşağıda neler olduğunu görmeye çalıştı. Kendisi yüksekte kalıyordu. Balkona çıktı.

İki karga çığlık çığlığa hızla yere kadar inip yeniden havalanıyordu. Sokak lambaları henüz sönmemişti. Buna rağmen göremedi. Aşağıya inip neler olduğuna bakacaktı.
İndi aşağıya…

Yerde yatan yavru kargayı gördü.

Hareketsizdi.

Ana karga her inişinde gagasıyla yavrusuna dokunuyor yeniden çığlık atarak havalanıyordu.

Yavrusu ölmüştü. Belki çatılardan birinden düşmüştü. Belki de anasından uçma dersi alırken dengesini kaybetmişti. Bilemedi.

Kadının İçi yanıyordu. Duvarın dibine çöktü. Gözlerinden sicim gibi yaşlar akıyordu. Yüreği ana karganın gagasındaydı sanki. Onunla birlikte dürtüyordu yerde yatan cansız bedene… Bu nasıl bir acıydı? Yazmaya kalksa kelimelere sığar mıydı ki? Satırlar harflerle kana bulanmaz mıydı?

Gitse, yavru kargaya dokunsa, ölmemişse evine getirip baksa… Üstüne çullanırlar mıydı ki? Kargaların kinci olduklarını biliyordu. Ne yapacağını bilemeden kargalarla beraber gözyaşı döküyordu. Acısını nereye yerleştireceğini bilemedi. Kaybettiği yavrusuna mı, yerde yatan cansız bedene mi, acıyı paylaşacak kadar engin ruha sahip olan hayvanlar alemine mi, yoksa kendi gibi kor olup yanan ana yüreğine mi?

İçinden bir ses, Nietzche'' nin bir sözünü fısıldıyordu.

''Uçmayı öğretemediğinize düşmesini öğretin.''

İçeride yatan yavrusunu düşündü.'Tanrım' dedi içinden, 'onun düşmesine gönlüm nasıl razı olur?'

''Uçuruma gözlerinizi dikip baktığınızda, uçurum da sizin içinize bakmaya başlar. ''
İşte!

Bu da kendisine bakması gereken gözüydü.

'Uçurumun bana bakan gözlerini kör etmeliyim'' dedi içinden.

Gözlerini silerek doğruldu.

Yerdeki karga yavrusunun cansız bedenine doğru ağır adımlarla yürümeye başladı.

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

    Bumerang - Yazarkafe


    haberler
    Hava Durumu

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:
    Arşiv