banner369
Söz her ne kadar dilden dökülüverse de menbağı gönüldür. Kalpte ne varsa dil onu söyler. Onun içindir ki sözü güzelse özü de güzeldir insanın.
Fakat gelin görün ki dilimizdeki o dikenli teller her geçen gün palazlanıyor. Nezaketin “yapmacıklık”, kaba saba, argo ve binbir necis kelimelerin kullandığı ucube bir lisanın “dobralık” olarak addedildiği garip bir zamandayız.
Gayet insani bir biçimde “Haklı olabilirsin fakat ben bu kanaatine katılmıyorum, farklı düşünüyorum” demek yerine;
“Hadi len oradan”, “Boş yapma”, “Saçmalama”, “Hmm tabi OK” gibi telaffuz ederken dahi mide bulandıran bir lisanı ne ara öğrendik, ne ara bu kadar benimseyiverdik?
Örnekleri uzatmaya hacet yok diye düşünüyorum.
Hele insanın en çok canını yakan ise AQ, AMK gibi ne manada söylendiği mâlum olan ucube hakaretlerin adeta birer noktalama işareti gibi her cümlede kullanılır olmaya başlamasıdır. Açılımını yapmak istemediğim bu aşağılık kısaltma, kadını sadece bir meta olarak gören bağnaz eril zihniyetin kadınları belden aşağı sadist güdülerle aşağıladığı pislik bir kelamdır. Bu mide bulandırıcı kısaltmaları benim için kıymetleri âli olan hanım arkadaşlarımın sosyal paylaşımlarında görmenin ne denli canımı acıttığını nasıl anlatabilirim ki?
 
HİÇLİK MAKAMI ÜZERİNE ÇIKARDIĞIM DERSLER
Bir hiç olduğumuzun farkına varmak sanılanın aksine bir mütevazilik unsuru değil, aslında gün gibi ortada olan bir hakikatin idrakidir. Sırlarla, şifrelerle, gizlerle dolu kainatıve ötesini düşünüp, akıl ve aklın ötesini düşünüp kendimize bakıverelim. HİÇ kelimesinden daha yakışanı yoktur özümüze.
Dünyadaki sırlı yolculuğumuzu incecik bir iğnenin deliğinden geçmek üzere teşbih edersek, benliğimizin o incecik iğne deliğinden geçmesi için o şişirdiği egosunun fazlalıklarından kurtulması icap eder. Onun içindir ki “seni el övsün” özdeyişinin sırrına kafa yorup, şu sosyal medya adını verdiğimiz mecrada sahip olmadığımız bir kişiliğe bürünmeye, esasen içi bomboş olan basit kelamlarımıza derun derun manalar yakıştırmaya, küçük küçük dağları ben yarattım edalarına son versek ne güzel olur değil mi?
Mevzuyu “Seni el övsün” özdeyişiyle bağladık fakat tekâmül etmek üzere yaşayan insan başkasının övgüsüne alenen maruz kalmaktan dahi imtina eder. Benliğine hoş bir söz söylendiği zaman yüzü kızarıverir, kaçacak yer arar.
Ahalinin iltifatından ötürü terki diyar edip Darende’ye göç eden Somuncubaba ne güzel bir örnek bize. Onun hayatı narsizm belasının panzehiri adeta!
 
MÜZİĞİN EVRESELLİĞİNE DAİR…
Duygusal müzikleri oldum olası severim. Ne yapayım bende böyleyim. Gevrek olan erik dalına basmak, hareketli parçaları gümbür gümbür dinlemek hiç adetim olmadı. Moda tabirle
“playlist’im “ hep duygusal müzik eserleriyle doludur.
Ahmet KAYA’nın “Ağladıkça” eserini de ara sıra dinlemişliğim vardır. Zira muazzam bir bestesi var. Araştırdım ki bu beste sandığımın aksine Ahmet KAYA’nın değil Türkiye asıllı ABD vatandaşı ERMENİ bir sanatçı olan Ara Dinkjian’a aitmiş. Sonra tevafuken İsrail’li sanatçı Yoav Itzhak’ın aynı beste ile seslendirdiği “Affetmek Zamanı” parçasını dinledim.
Üç ayrı milletin aynı melodide aynı hissiyatı paylaştığını görünce dedim ki…
Bin parçaya ayrılsa da insanlık, sevginin dili tek…
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.