Kendime Kendimize Verdiğimiz Ünvanlar!

21 Mayıs 2019, 14:32
Kendime Kendimize Verdiğimiz Ünvanlar!
Tatlı bir serinlik, yeşile boyanan şirin Darende tabiatı huzur ayı Ramazan’ı bir başka güzel kılıyor. Malatya Son Havadis köşemizi fazlasıyla mahzun bıraktığımı hissettim ve hayıflandım. Bu sebepten siz değerli gönül dostlarını satırlarımla rahatsız(!) etmeye, düşündürmeye, yeniden yorumlaya teşvik etmeye devam edeceğim “haddim olmayarak.” Nitekim insanoğluna en çok faidesi bulunan nazar, tenkit nazarıdır. Eleştirmeden, irdelemeden, sorgulamadan muasırlaşmak, fikir dünyasının dehlizlerine inmek mümkün olabilir mi?

Peki yazar sorgularda yazarın satırlarına muhatap olan sorgulayamaz mı?

Pek tabii evet. Yazılarımızın alt kısımlarında bulunan yorum alanlarını ve mail adreslerimi gerek sürçi lisanlarımın beyanı gerek ise de tanış olmak adına kullanmanızdan mutluluk duyacağımı bilmenizi isterim.
 
***
Çoğu zaman burnumuzun dibindeki hakikatleri görmek istemezken NASA 59.5 ışık yılı ötemizde yeni bir gezegen keşfettiğini duyurdu. Işığın ‘saniyedeki’ hızı 300.000 kilometre ise varın siz hesap edin kaç milyon kilometre olduğunu!

İnsanoğlu keşfettikçe muasırlaştıkça varlık itibariyle aslında bir “hiç” olduğunu daha iyi anlıyor. Bu bahisle dini literatürün “hiçlik makamı” söylemi metaforik bir tevazu ifadesi olmaktan ziyade bir hakikate işaret ediyor aslında. Yaratılanları dahi keşfetmeyi henüz ikmal edememiş, dolayısıyla yaratanı da tam manasıyla idrak edememiş bir varlığa takılacak tek sıfat “hiç” olabilir ancak.
 
“Kendi işinin patronu”

Fakat gelin görün ki biz insanoğlu cürmümüze bakmadan -kaba ifademden ötürü affınıza sığınırım- “kendimizi bir şey sanmaya” süratle devam ediyoruz. Narsizmin kişilikleri çorak bahçe misali çürüttüğü bir ortamda sosyal ağlarda yazılıp çizilenleri gördükçe “ben merkezli” o elim hastalığın ne derece vahşi boyutlara geldiğine şahit oluyoruz.

Öyle ki hızını alamayan insanlık cürmüne bakmadan artık kendine “unvan” vermeye de başladı!

“Kendi işimin patronuyum” titri gördükçe içimi acıtanların başında geliyor. Allah bin bereket versin, şirin bir marketiniz, dükkanınız olabilir. Fakat X Bakkal’da CEO yazarsanız, sandığınız gibi kendinize “afilli” bir imaj yaratmış olmazsanız. Tam aksine komik bir manzara olur. CEO dediğimiz mefhum kurum içi örgütlenmiş, birim ve organlara ayrılmış büyük ölçekli işletmelerde bulunur. Sizin helal kazanan bakkalınız, dükkanınız kodamanların kapitallerine bin basar yahu… Ne gerek var? Hiç’iz, sadece bir hiç…

***

Ceddimiz dünya tarihinde adını sıkça duyurmuş. Bu yüzdendir ki 7’mizden 70’imize tarihe, ecdada yönelik bir ilgi bir sevgi var. Çalakalem bir şeyler karalayıp, oradan buradan kulaktan dolma bilgiler ezberleyip üstüne bir de kendinizi “tarihçi” unvanına layık görürseniz abesle iştigal olur. YÖK, Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih bölümlerindeki dört yıllık ‘meşakkatli’ lisans eğitimini başarıyla bitirenlere “Tarihçi” unvanı veriyor. Eğitim Fakültesi Tarih Öğretmenliği mezunları dahi Tarihçi değil “Tarih öğretmeni” diye anılır. Hal tercümesinde Tarih bölümü mezuniyeti olmadığı halde “Tarihçiyim” diyeni Unfollow edin gitsin!
***
İlahiyat bilindiği üzere Arapça kökenli ve “Tanrılar” manasına geliyor. İlahiyat fakülteleri dinlerin ortaya çıkışını ve varlık sebeplerini incelemek üzere çok geniş bir alana yayılan bir bilim dalını tedris eden bir mecra. Bu dalda bitirdiğiniz lisans eğitimi size “ilahiyatçı” titrini kazandırır ama ikmal olmuş İslam dini hakkında fetva verme, ahkam kesme, falanı dinsiz filanı cehennemlik yapma yetkisi vermez.
Ne demişler? “Her şeyi bilmem, evvela haddimi bilirim!” Haddimizi bilebilmekte uhrevi bir derinliğe haizdir.

***

Bu arada herhangi bir şeyin “uzmanı” olduğunuzu iddia etmeniz için de o alanın yüksek lisans eğitimini tamamlamış olmanız icap eder ki söylemeden geçmeyelim.

***

Şiir sevmeyen var mıdır yahu? Hangimiz âşık olmadı ki? Müsvedde kağıtlarına sahipsiz mısralar yazıp saklamayan var mıdır?

Âşık oluruz, dertleniriz, seviniriz… Bunu mısralara da dökeriz bazen ama he demeyle şair olamayız. Yazıp çizdiklerimizi “Bastırıver matbaa ücretini hesabıma, ben yayınlar fuarlara bile gönderirim abiciğim” diyenler olur (yeni nesil yayıncılık böyle), eserler yayınlanır ama bu bizi “şair” yapmaz.

Ölçüsü vardır, uyağı vardır, manası vardır, duygusu vardır. Kolay iş değildir. Koca bir ömür ister, ağarmış saçlar ister.

Kalemimizden çıkan her duygusal kelam bizim için çok özel ve kıymetlidir ama illa edebi değer taşıyacak diye bir şey yoktur. Aklına esip de yazıverdiğin her kıymetsiz kelama “şiir” demek olur mu? Onun için etmeyin eylemeyin, şaire ve şiire kıymayın. Evet şairliğin bir okulu diploması yoktur ama bu unvanı size hislerinize tercüman olduğunuz halk verir. Gençliğin rüzgarına kapılıp da ağarmamış saçlar ile toz pembe dünyanızın içinden çıkıp da kendinize “Şair bilmemne” deyiverirseniz gerçek şairi, gerçek şiiri görür utanırsınız.

***

Bu liste uzar gider. Hiçlik makamını beğenmeyen insanoğlu bilmeli ki zahirdeki bu unvanlar dahi emek istiyor, diploma istiyor.
İyi de yok mudur hiç diplomasız ünvanlar! Olmaz mı, tabii ki var.

Dürüst İnsan: Vallahi ne diploma istiyor ne de başka bir şey. Yalan zehrini diline kalbine bulaştırmamış her Allah’ın kulu bu unvanı hiç de zorlanmadan hak ediyor!

Merhametli İnsan: Okuma yazma bile istemiyorlar vallahi. Halikinden ötürü her şeyi sevebilen, sevginin gücüne inanan çekinmeden kartvizitine yazdırabilir.

İyi insan: Alınması en kolay unvanlardan. Okşasanız bir yetimin başını, tebessüm etseniz halikin rızası için tanımadığınız birine, açılıyor iyi insan olmanın kapısı.

***

Prof. Dr. Titrinden Rahatsız Olan Mustafa Hoca!
Elazığ’ın bir güzel insanıdır, mürşidimdir. Yani tez danışmanım… Odasına girerken tabeladaki tahrifat dikkatimi çekti. Prof kısmı soyulmuştu Dr. Kalmıştı! Meraklı gözlerle soracaktık ki, kendisi izah etti. “Titre takılmayın arkadaşlar. Mühim olan bilim dünyasına ne kazandırdığınız. Dr.’luk titrini bir tez ortaya atarak, bir çalışma yaparak emekle “alırsınız”. Fakat Prof.’lük size verilir. Başkalarının verdiği ile kendiniz hak ederek aldığınız şeyle iftihar edin.”

Üzerine daha ne söyleyebilirim?
 
Günün Üzen Haberi

İslami değerlere göre yaşamı ülkeler bazında inceleyen bir çalışmanın neticeleri paylaşıldı. İlk 10’a tek bir İslam ülkesi dahi giremezken Türkiye 95. Sırada yer aldı!

Lafla olmuyor işte değerli dostlar, değerli büyüklerim, abilerim, ablalarım…

“Filan filan Vakfı’na bağış yaptım, filan çok mübarekmiş elini eteğini öptüm, Feysbuk’da ayet paylaştım” demeyle “İslamı yaşamak” arasında dağlar değil gezegenler kadar fark var!

Üzüldüm, düşündüm...

Düşündüm yine üzüldüm. Vesselam!
 

banner315

    Yorumlar

TÜMÜ Yazarlar
banner334
Hava Durumu

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
Arşiv