Yazar Karabaşoğlu’ndan Batı’ya Gezi Parkı tepkisi

Yazar Metin Karabaşoğlu, Batılı ülkelerin Gezi Parkı eylemlerinde Türk polisini vahşi, Taksim’i de savaş alanı gibi sunduğundan; Suriye’de yapılan katliamlara ise duyarsız kaldığından dert yandı. Karabaşoğlu, “Aynı şeyi Bosna’da...

13 Haziran 2013 Perşembe 16:18
Yazar Karabaşoğlu’ndan Batı’ya Gezi Parkı tepkisi
banner83
Yazar Metin Karabaşoğlu, Batılı ülkelerin Gezi Parkı eylemlerinde Türk polisini vahşi, Taksim’i de savaş alanı gibi sunduğundan; Suriye’de yapılan katliamlara ise duyarsız kaldığından dert yandı. Karabaşoğlu, “Aynı şeyi Bosna’da da yaptılar. Bunların hiçbirinin rastlantı olmadığını gördük. Bu olaydan yararlanarak Türkiye’ye abanan ekipler Suriye’de öldürülen 100 bin insanı seyrediyor.” dedi.

Moral FM’de Radyobüs programına konuk olan Karabaşoğlu, Gezi Parkı eylemlerini ve Batı ülkelerinin olaylara bakışını değerlendirdi. Karabaşoğlu, eylemlerin bu kadar büyümesinin ardında bir oyun olduğunu belirtti, “Bu mesele sadece Tayyip Erdoğan ve AK Parti meselesi değil. Gezi Parkı’nda 13 ağaç meselesi diye anlayan yanılır ve yanılgı içindedir. Bu dünyanın geleceğinde İttihad-ı İslam var. Ve bunun önünü kesme teşebbüsü meselesi var.” ifadelerini kullandı.

Yazar Karabaşoğlu, protestolarda samimi ve masum insanların ardına saklanan güçlerin gerçek yüzlerinin 27 Mayıs 1960’da, 12 Eylül 1980’de, 28 Şubat 1997’de ile 27 Nisan 2007 tarihinde görüldüğünü aktarırken, şunları kaydetti:

“Şu an Tayyip Erdoğan’ı ‘diktatör’ olarak itham edenler Bin Ali ve Mübarek için ne dediler, acaba. Bu ülkede tek parti dönemi için ne dediler? 367 kepazeliklerini yapıp Anayasa’nın açık hükmü katledilirken nerede durduklarını biliyoruz. Öyle orada 13 ağaç ve hakikaten o ağaçları koruma gayretiyle itirazını dillendirmek için dillendiren iyi niyetli insanların arkasına sığınmasınlar. Onların suratlarını o kadar iyi biliyoruz ki, yüzlerini saklayamazlar. Son 100 senesini Türkiye’yi nasıl okuduklarını, bakınca ne olduklarını görüyorsunuz.”

Metin Karabaşoğlu, Batılı ülkelerin Gezi Parkı eylemlerinde Türk polisini vahşi, Taksim’i de savaş alanı gibi sunduğundan; Suriye’de yapılan katliamlar için kıllarını kıpırdatmadığından yakındı. Karabaşoğlu, şöyle devam etti:

“Aynı şeyi Bosna’da da yaptılar. Bunların hiçbirinin rastlantı olmadığını gördük. Gezi Parkı olayından yararlanarak Türkiye’ye abanan ekipler Suriye’de öldürülen 100 bin insanı seyrediyor. Müslümanlar ölmeye devam etsin. Toparlanmaya mecalleri kalmasın. Ben daha da ötesinde burada şunu gördüm. Suriye’deki seyirciliklerinin asıl sebebi Suriye değil. Müslüman isimli Batı siyasetlerinin bir devamı olan, varlığı Müslümanların aleyhine olan bir ekibin gitmesiyle kontrollerinden çıkmasından korkuyorlar. Çünkü Suriye’nin gerçekten özgürleşmesiyle Türkiye’den başlayıp Suriye, Mısır ve ta Fas’a kadar bir Müslüman hilali çıkacak ortaya. Bir sinerji halinde. Birbiriyle ortak hareket edebilen, Müslümanların ortak dertleri için kafa yorabilen bir Müslüman heyeti çıkacak. İttihad-ı İslam’ın başlangıcına sebep olabilecek bir yapı olabilecek bu.”

Batı’nın Türkiye’nin güçlenmesinden korktuğunu savunan yazar Karabaşoğlu, İstanbul’a yapılacak olan üçüncü köprünün isminin Yavuz Sultan Selim olmasını tenkit edenlere de şu cevabı verdi:

“Lozan’da o günün süper gücü İngiltere Hilafet’in kaldırılmasını şart koşmuştur. Lozan’da biz galip ülke değildik bir kere. Biz İngilizleri yenerek Lozan’a gitmedik. Mağlup ülkeydik. İstanbul’u kendileri terk ettiler ama bunun karşısında Lozan’da Hilafet’in kaldırılmasını talep ettiler. Osmanlı’yı Hilafet merkezli yapan kimdi? Yavuz Sultan Selim’dir. Ondan önceki sultanlar yüzünü Batı’ya dönmüşken Yavuz Sultan Selim Doğu’ya yani İttihad-ı İslam’a dönmüştür. Yavuz Sultan Selim demek İttihad-ı İslam demek. Bediüzzaman’ın Osmanlı padişahlarına hiç ‘Selefim’ diye bir açıklamasını görmeyiz. Ama bir tek Yavuz Sultan Selim için ‘İttihad-ı İslam noktasında selefim’ der. Şimdi Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nden rahatsızlık olunuyor. Bence asıl mesele Safevilere karşı Yavuz Sultan Selim’in tavrı değildir. İttihad-ı İslam meselesinin getirdiği huzursuzluk diye ben anlıyorum. Simgeler üzerinde bir büyük mücadele veriliyor bu ülkede. Basit hatalar ve üslup üzerinden söylem geliştirmek meselenin aslını kaçırmak demektir. Bediüzzaman’ın dediği gibi: Bir sinekle uğraşırken ardından kendini bir ejderhaya yem etmektir."
banner143

    Yorumlar

TÜMÜ Yazarlar
Hava Durumu

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
Arşiv