03.07.2012 - Avrupa ve Alman basınından özetler

Mali’nin kuzeyini ele geçiren İslamcı militanların tarihi türbeleri tahrip etmeleri, Meksika’da yeni siyasi dönem ve ham petrol üzerine spekülasyonlar, bugünkü Avrupa basınında öne çıkan yorum konuları.

30 Mart 2013 Cumartesi 23:58
03.07.2012 - Avrupa ve Alman basınından özetler
banner83
 Afrika ülkesi Mali’de, İslamcı Ensar Din militanları, “putperestlikle” eş anlamlı gördükleri için tarihi türbeleri tahrip etmeyi sürdürüyor. UNESCO’nun dünya mirası kabul ettiği Timbuktu kentindeki asırlık türbeler, özellikle Sufîler için büyük önem taşıyor. Tarihî Sidi Yahya Camii'ndeki türbelerin de aralarında bulunduğu birçok türbeye saldırıldığı, bir bölümünün tahrip edildiği haberleri hakkında, sol liberal Fransız gazetesi Liberation şu yorumu yapıyor:

“Mali’de İslamcılar tarafından üç günden bu yana sürdürülen saldırılar ve türbelerin tahrip edilmesi, hem ülkede, hem de dış dünyada öfkeli tepkilere yol açıyor. Ne var ki Mali'deki hükümetin aciz durumda bulunması ve dünyanın geri kalanının da bekleme pozisyonunda olması nedeniyle İslamcıların tahribatına dur diyecek kimse ortalıklarda görünmüyor. Hatta öyle ki Gao kentindeki aşırı dinci “Batı Afrika'da Birlik ve Cihad Hareketi (MUJAO)” halkın kentten kaçmaya yeltenmemesi için önlem bile aldı. İslamcılar çevreyi de mayınlamış durumda.”

Hollanda gazetesi de Volkskrant da aynı konudaki yorumunda, Afrika kıtasında radikal İslam’ın gittikçe yayıldığı uyarısında bulunuyor:

“Timbuktu’daki çok eskilere dayanan İslamî eserler ve türbelerin tahrip edilmesi, Mali’nin kuzeyindeki bu kültür hazinelerinin kurtarılması için müdahale seslerinin gittikçe yükselmesine yol açıyor. Ancak bu olayın ardında çok daha önemli sorunların olduğu da görülüyor. Afrika kıtasındaki devasa bir bölge, radikal dincilerin talim alanı olma tehdidi altında. Şu an bu duruma acil yanıt, bölgesel bir güç olan Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu ECOWAS’ın askerî bir girişimi olabilirdi. Özellikle Nijerya ve Senegal üç bin kadar askerle böyle bir girişime hazır. Ne var ki böyle bir girişim için öncelikle BM Güvenlik Konseyi’nden görev verilmesi gerekiyor, bunun da çok hızlı bir biçimde çıkması pek beklenmiyor. Tabii böyle bir müdahalenin ne kadar etkili olabileceği de bir başka konu”

Sol liberal İspanyol gazetesi El Pais, Meksika’da geçen pazar günü yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminden muhalefetin adayı Enrique Pena Nieto’nun zaferle çıkmasına ve ülkeyi 71 yıldan bu yana yöneten “Kurumsal Devrimci Parti’nin” böylece iktidara geri dönmesine ilişkin yorumunda şu satırları okuyoruz:

“Meksika’nın yeni seçilen cumhurbaşkanı Enrique Pena Nieto, kendi deyimiyle yeni bir politikacı kuşağını ve yenilenmiş bir Kurumsal Devrimci Parti’yi (PRI) temsil ediyor. Şimdiki PRI, ülkeyi demir yumrukla 1929 yılından 2000 yılına kadar yöneten partiden tamamen farklı. Ama sadece parti değil, Meksika da değişti. Ülkede gerçek bir demokrasi var ve ekonomisi de büyümeye açık. Eğer gerekli reformlar yapılacak olursa, daha büyük ekonomik gelişme de olabilir. Özellikle ülkedeki güvenlik ortamı feci durumda. Askerlerin uyuşturucu şebekeleri ile mücadelesi ne sorunu çözebildi, ne de şiddet olaylarını azaltabildi.”

İngiliz gazetesi “The Guardian” ham petrolün piyasalarındaki durumunu yorum sütunlarına taşımış. “Petrolün sonu o kadar çabuk gelmiyor” başlığını taşıyan yorum şöyle devam ediyor:

“Elimizdeki veriler değişince, biz de kendimizi değiştirmek zorunda kalmıştık. Son on yılda ham petrol üretiminin sonunun geldiği ve dünya çapındaki rezervlerin azaldığı saptanmıştı. Bunun üzerine üretim yavaşlatıldı, fiyatlar arttı, rezervlere aşırı biçimde yüklenildi. Böylece ilk büyük ham madde krizi etkisini göstermeye başladı. Çevreciler gerçekten böyle bir gelişmenin olmasını istiyorlar mıydı, bu tam olarak bilinmiyor. Çevrecilerin dünyayı ekonomik bir değişim sürecine sokma, ama aynı zamanda gelecekteki faciaları önleme ve faciaların baş göstermesine ön ayak olma gibi bir potansiyeli var. İşte çevreye daha fazla zarar veren biyoyakıt ya da kömür kullanılarak üretilen benzin gibi teknolojilere geçiş bunlar arasında sayılabilir.”

© Deutsche Welle Türkçe
Derleyen: Çelik Akpınar
Editör: Ayhan Şimşek

03.07.2012 - Alman basınından özetler

Alman iç istihbarat teşkilatı Anayasayı Koruma Teşkilatı'nın Başkanı Heinz Fromm’un istifası Alman basınının tek yorum konusunu oluşturuyor.

Almanya'nın önde gelen ekonomi gazetesi Handelsblatt, Fromm'un görev süresi dolmadan emekliye ayrılma kararını şöyle değerlendiriyor:

"Heinz Fromm’un istifası çok açık. Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın onurlu Başkanı tüm suçu üstlenmek zorunda kaldı, çünkü muhtemelen onun haberi olmadan bir teşkilat çalışanı Zwickau kentinde ortaya çıkan Neonazi terör hücresi üyelerinin işlediği cinayetlerle ilgili belgeleri imha etti. Tabii Fromm’un İçişleri Bakanı Hans-Peter Friedrich tarafından işten çıkarılması dışında her şey, kurumun kimliğine ve özellikle de hukuk devletine telafisi mümkün olmayan zararlar verirdi. Peki ya daha ne gibi sonuçlar ortaya çıkmaya devam edecek? Devlet bütçesindeki para yeterli olmasa bile, kim aşırı sağcılıkla mücadele konusunda tasarruf yaparsa, kesinlikle çok yanlış bir alanda tasarruf yapıyordur."

Stuttgarter Zeitung gazetesinin aynı konuyla ilgili yorumu ise şöyle:

“Baştan beri soruşturmayı yürütenler ile aşırı sağcı gruplar arasında bir takım dostluk ilişkilerinin rol oynayabileceğinden endişe ediliyordu. Ama buna dair şimdiye dek hiçbir kanıta rastlanmamıştı. Ancak önemli belgelerin imha edildiğinin ortaya çıkmasının ardından, bu kaygılar biraz daha güçlenmeye başladı. Bugüne kadar kulağa bir komplo teorisi gibi gelen şeyler, artık doğruluğu mümkün olabilir gerçekler haline gelmeye başladı. İç istihbarat teşkilatındaki görevliler üçlü terör grubunun eylemlerinden haberdar mıydı? Onların yeraltında saklandıkları mekanı biliyorlar mıydı? Neonazi cinayetlerini işleyenlerin çevresinde muhbirler var mıydı? Peki ya şimdi büyük bir hata ya da politik bir skandal ört bas edilmeye mi çalışılıyor?"

Frankfurter Allgemeine gazetesi ise konuyla ilgili şu satırlara yer veriyor.

"Fromm’un sessiz protestosu, Sosyal Demokrat Parti ve Yeşiller Partisi’nin istediği gibi kurumun kendisini ve istihbarat sistemini tartışmaya mı açacak ya da Sol Parti ve muhtemelen de aşırı sağcı NPD’nin de istediği gibi tamamen ortadan kaldırılmasına mı yol açacak, tüm bunlar Kasım ayında ortaya çıkan Neonazi cinayetlerinin yol açtığı şokun beraberinde getirebileceği abartılı sonuçlardan biri olurdu.  Ama şimdi konu, sistem sorunu değil, aksine tıpkı Adalet Bakanı Leutheusser-Schnarrenberger’in de bir kez daha talep ettiği gibi güvenlik kurumunun yeniden yapılandırılması olmalı. Demokratlar arasında  kurumun varlığının gerekliliği konusunda fikir birliği varsa, ama kurum, anayasa ve vatandaşı korumak görevine ters düşen bir tutum sergiliyorsa o zaman Anayasayı Koruma Teşkilatı anlamını yitirir."

Son olarak Frankfurter Rundschau gazetesinden konuya dair bir yoruma yer veriyoruz:

“Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın güven krizi, işte böyle bir meşruiyet krizine dönüşür. Bu krizi de teşkilatın yeni başkanı olması düşünülen Alexander Eisvogel ancak kurum içerisinde bir şeffaflık yaratırsa, personel ve organizasyon konusunda gerekli sonuçları çıkarırsa aşabilir. Şube müdürü tek başına mı hareket etti, yoksa ona yardımcı olanlar da var mıydı? Başka belgeleri de değiştirdi mi? İç istihbarat teşkilatı terör üçlüsü hakkında, bugüne kadar açıklanandan daha fazla bilgiye mi sahipti? Eğer yeni başkan tüm bunları açıklığa kavuşturamaz ve kurumun tek gözü kör imajını değiştiremez ise o zaman bütün kurumun bunun sorumluluğunu üstlenmesi gerekir.”

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Başak Demir
Editör: Nihat Halıcı



banner143

    Yorumlar

TÜMÜ Yazarlar
Hava Durumu

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
Arşiv