banner369

Öncelikle siz kıymetli okurlarımın şunu bilmesini isterim; Malatya Uluslararası Film Festivalini başlatıldığı ilk günden beri yakından takip eden ve bu konuda da hatırı sayılır miktarda yazılar yazan bir kardeşiniz olarak festivalin şehrimize çok şeyler katacağına olan inancım sebebiyledir ki hep destekledim.

Bu tür festivallerin henüz bir büyük şehir olmuş Anadolu şehrinde, üstelik doğuda bir şehirde yapılabiliyor olması ayrıca övünç konusu ve takdire şayandır. Bununla birlikte sizlerde takdir edersiniz ki sanata ve sanatçıya destek veren bir ilin vatandaşı olarak bundan mutluluk duyarım. Ne var ki gelinen nokta itibariyle bu mutluluğumuzun yerini büyük bir hayal kırıklığı ve üzüntü aldığını da belirtmek istiyorum.

Şöyle ki;

Hatırlarsanız bu festivali şehrimize kazandıran önceki dönem valilerimizden Sayın Ulvi Saran'dır. Sayın valimizin şehrimize yaptığı hizmetler saymakla bitmez. Bunlardan en çok hatırda kalanlar film festivali başta olmak üzere Beydağı Ağaçlandırması, Levent Vadisi Projesi, Anadolu Kitap Fuarı ve daha onlarcası diyebiliriz. Bu meyanda sayın valimize ne kadar teşekkür etsek azdır.

Gelelim asıl hayal kırıklığım ve üzüntüm olan hususa;

Festivalin birinci yılı veya ikincisiydi sanırım. O yıl da merhum Kemal Sunal adına ödüller verilmiş ve yine hepinizin bildiği üzere de yine festivalin “baş konukları” ve de değişmez/değiştirilemez ve hatta değiştirilmesi teklif dahi edilemez, olmazsa olmamız şeref misafirimiz ve dahi fahri hemşehrimiz Hababam Filmleri figüranlarından bir grup şehrimizi şereflendirmiş ve dahi festivalimizi onurlandırmışlardı(!).

Sonraki yıllarda da benzer seremoniler devam etmekle birlikte bu sefer fazladan merhumun eşi hanımefendi Gül Sunal davet edilmişti. Gül hanım merhum sanatçımızın filmlerde kullandığı kıyafetlerini getirmiş ve sinemaseverler de Malatya Park’ta sergilenen bu nostaljik sergiyi ilgi ile takip etmişti…

Önceki yıllarda Hababam Sınıfı filminin yaşayan figüranlarının ilimize gelmesi ve festivali renklendirmeleri sinemaseverlerinde ilgisini çekiyordu. Bu anlamda çeşitli etkinlikler yapılıyor ve bizlerde bundan ayrı bir keyif alıyorduk. Çeşitli okul ve ilçe ziyaretleri ile gayet güzel bir organizasyon ortaya çıkmıştı. Bendeniz de o sıralar festivali öven, yere göğe koymayan yazılar yazarak festivalimizin sürdürülebilir olması ve benzer festivaller gibi kökleşerek rüştünü ispat edip hak ettiği yere ulaşmasını arzuluyordum. Bir Altın Koza gibi, Altın Portakal gibi…

Ne hazindir ki Hababam Sınıfı figüranlarının her festivalde koştura koştura gelerek (getirtilerek) onur konuğu(!) yapılmaları festivalin geleceğine de gölge düşürmeye başladı. Hatta bazen festival Hababamın gölgesinde bile kaldı diyebilirim. Bizler hedefi yükseğe koyup çıtayı nasıl yükseltir de marka bir festival yapabiliriz diye düşüne duralım gelinen noktada festivalin ruhu tamamen kaybolup silikleşmeye ve hatta amatörlüğe doğru evirildi ve de savruldu.

Her yıl tekrarlanan bu seremoni bir gelenek hâlini aldı. Hababam Sınıfı Filminin bazı figüranlarının bu lakayt tavırları ve tutumları yüzünden hem Hababam Sınıfının saygınlığı gölgelendi ve hem de kendileri bu ilk günkü coşkuyu kaybettirdiler. Sinemaseverlerin zaaflarını kullanan bu ekip hala kendilerini nasıl sanatçı sayabiliyor bilemiyorum.

Çok ağır ithamlarda bulunduğumu düşünebilirsiniz. Belki haklısınız, ancak bu figüranların otuz sene önce çevrilen Hababam Sınıfı filminden başka rol aldığı, başrol oynadığı bir dizi veya sinema filmi yok. Senaristlik yapmıyorlar, yönetmen değiller, yapımcı değiller, jön hiç değiller… O yıllarda gazete ilanı ile sokaktan toplanmış bir avuç yevmiyeli genç… (şu sıralarda kimileri belediyelerde çalışıyor kimisi de barlarda, pavyonlara müzik(!) icra ediyorlar).

Bu gençlerden birisi de hemşerimiz Diaver Gür, O yıllarda İstanbul’da üniversite tahsili yapıyor. Hatta bu sebepten dolayı okulu bir yıl uzattığı biliniyor. Dilaver Gür de diğer figüranlar gibi o yıl hasbelkader oynadığı film dışında başka projelerde gözükmedi ve asıl mesleği olan Mühendislikle hayatını kazandı.

İşin başka bir noktası ise bu projenin asıl fikir babası yine filmlerde birkaç sahnesi olan (diyalogsuz roller) emekli öğretmen ve gazeteci Ali Aydoğan’dır. Ali Aydoğan bu fikri Dilaver Gür’e açıyor ve diyor ki “Bizim Hababam ekibini toparlayıp Malatya’ya getirelim. Birkaç gün memlekette gezdirelim. Belediye ile görüşürsek belki destek olurlar filan…” benzeri düşüncesini dile getiriyor.

Bunun üzerine Dilaver Gür, bu fikir kendisine aitmiş gibi o günkü vali yardımcısı (yahut festival komitesi koordinatörü) ve film festivali komitesinin başındaki isme “böyle bir düşüncemiz var, hem festivale renk katarız hem de okullarda öğrencilerle söyleşiler yapıp nostaljik bir etkinliğe ev sahipliği ederiz…” diyerek vali yardımcısını ikna edip ekibi Malatya Film Festivali öncesi şehrimize getiriyor…

Uçak biletleri, beş yıldızlı otelde konaklama, yeme içme festival bütçesinden beş on gün krallar gibi tatil yapıyorlar. Sonraki yıl tekrar, ondan sonraki yıl tekrar derken “Hababam Sınıfı Figüranları” etiketi gelip Malatya Uluslararası Filme Festivali’nin önüne geçiyor ve dokuz yıldır da bu etiket bir türlü çıkmıyor. Adeta da festivale yapışıyor…

Kim derseniz bu işin müsebbibi, en başta sevgili Dilaver Gür ve sonra da festival komitesidir. Oysa böyle olmamalıydı. Böyle başlamış olsa bile böyle sürgit devam etmemeliydi.

İnsanların sevgileri ve güvenleri böyle istismar edilmemeliydi. Birinci, ikinci, üçüncü, beşinci derken her festivalde “Hababam Ekibi Şovu” izlemekten gına gelmemeliydi…

Malatya Uluslararası Film Festivali Hababam’ın gölgesinde kalmamalı ve “Hababam Sınıfı Figüranları” festivaline dönüşmemeli idi… İşte benim üzüntüm de kızgınlığın da bunadır!

Sevgili okurlar;

Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da düzenlenen “Malatya Günleri” etkinliği sonrası film festivalinin de tanıtım basın toplantısı yapılmıştı. O toplantıda yine Hababam Sınıfı Filmi Figüranları arzı endam etmişlerdi. Bende bu Malatya Günleri özelinden bir yazı yazıp “Malatya lay lay lom günleri…” demiş ve yazımın sonunda “sakın yine festival Hababam figüranları gölgesinde kalmasın benzeri birkaç kelam etmiştim.

Yazımı bir bütünlük içinde değerlendirmeyip sadece “figüranlar” dememe içerlenen başta Dilaver Gür ağabeyim sosyal medya üzerinden ve diğer figüran arkadaşları da yazımın altına yorum yazmışlardı. O yorumlar için söz hakkımı şimdilik kullanmıyorum. Festivalin genel değerlendirmesini ve işin organizasyon kısmını eksiği ve beğenilen yönlerini bir sonraki yazımda ayrıca konu edeceğim.

Sizlerin sabrını zorlayıp ve lafı fazla uzatmadan şimdilik burada kesiyor ve asıl değerlendirmeyi ev sahibi sıfatıyla sizlerin engin ferasetine bırakıyorum…

Not: Festivalle ilgili önceki yıllarda yazmış olduğum bazı yazı linklerini aşağıya bırakıyorum…

3. Malatya Film Festivali’nin Hakkını Veremedik

https://yorumcu44.blogspot.com/2012/11/3-malatya-film-festivalinin-hakkn.html

Sinemacılar para kazansın diye festival yapılıyor

https://yorumcu44.blogspot.com/2017/11/sinemaclar-para-kazansn-diye-festival.html

Hababam Festivali Şart

https://yorumcu44.blogspot.com/2017/11/hababam-festivali-sart.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.