Eğitim ile Öğretimin Farkına Varamamak

19 Mayıs 2017, 11:45
Eğitim ile Öğretimin Farkına Varamamak
Kaleminin mürekkebi bitmek nedir bilmeyen sözüm ona köşe yazarları sayfalarca yazıp çiziyor...

Televizyon programlarında isminin önüne türlü türlü ünvanları konduran aklı evveller saatlerce konuşuyor...

"Efendim Türkiye'de eğitim sistemi..." şeklinde başlayan cümlelerini duyar duymaz acı acı gülüp geçiyorum. Nitekim ister avamdan olsun ister ise münevver tabakadan olsun  önemli çoğunluktaki insanımız hâlâ eğitim ve öğretimin aynı veya birbirine yakın mefhumlar olduğunu düşünüyor ki bu mühim bir yanılgıdır. İşin en acı tarafı da bu konuda mürekkep yaladığını düşünen ve tenkit nazarıyla da sorunlara çözüm getirmeyi arzu eden değerli bilim insanı ve araştırmacılar da bu büyük ayrımın ekseriyetle farkında değil.

İşin dahada trajikomik yanı ise güzide ülkemizin geleceğine dair muhayyilelerinde güzelleme yapanlar, bu mühim sorunun çözülmeden devlet ve millet olarak bir arpa boyu dahi yol alamayacağımızı idrak edememiş olmaması.

"Efendim Türkiye'de eğitim sistemi noksandır..." lafına asla iştirak etmem ve ziyadesiyle de hiddetlenirim! Yahu Türkiye'de "eğitim sistemi" diye bir mefhumun varlığı bir kere söz konusu değildir. Türkiye'de eğitim değil sadece öğretim vardır. Manasını bilmeden "Eğitim sistemi..." diye başlayan eleştiriler aslında öğretim sistemi üzerine beyin fırtınalarından ibaret olup affınıza sığınarak söylemeliyim ki ekseriyeti laf-ı güzaftır, zaman israfıdır!

Mukaddes ülkemizi hak ettiği muasır safhaya taşımak için gençlerimizi, çocuklarımızı "eğitebilmemiz" veya okullarımızı öğretmekten ziyade "eğiten" kurumlar haline getirmemiz şarttır. Nitekim günümüz dünyasında genç beyinlere bir şey öğretmek için ne okula ne de öğretmene ihtiyaç vardır. Ellerimizdeki tablet, telefon merakımızı gidermek için günbegün nöbet tutan asker gibi emrimizde çok şükür. Misal, suyun kaldırma kuvvetinin izahı için o dersin gününün gelmesini ve öğretmenin o konuya değinmesini beklemeye hacet yok. Arama motorunda tek bir sorgu ve 3-5 site arasında mekik dokuduktan sonra merakımız doyuma ulaşmıştır zaten.

Uzun lafın kısası öğretmek, öğrenmek kolay iş. Mesele eğitebilmekte. Mesele en büyük sermayemiz olan genç ve dinamik nüfusu 'yetenekleri doğrultusunda' atıl olmaktan kurtarma meselesidir.

Bu konuda bilimsel manada kafa yoran ve öğretmenleri yetiştiren kurum olan Eğitim Fakültelerinden bahis açalım bir de...

Ülkemizde hatırı sayılır sayıda Eğitim Fakültesi var. Bu fakültelerden mezun olan değerli insanımız öğretmen sıfatına layık görülerek resmi ve özel kuruluşlarda öğretmenlik vazifesini icra ediyor. Bir konuda akademik olarak her ne kadar kendinizi kanıtlamış olursanız olun öğretmenlik gibi bir gayeniz varsa illaki eğitim fakültesinin kapısını aşındırmak ve adına formasyon denen icazeti almak durumundasınız.

Şimdi bu naçiz köşemden çok kıymetli, hürmete layık eğitim fakültesi dekanlarına sesleniyorum!

YÖK'e bir dilekçe yazarak kıymetli fakültelerinizin adının değiştirilmesini talep edin! İstirham ediyorum, lütfen... Nitekim eğitim ve eğitimci mefhumu öyle etiket olsun diye sarf edilecek basit kelamlar değildir. Şu zamandır nazar ederim fakat bugüne değin fakültenizin tedrisatından geçip de gerçek bir "eğitimci" olarak çıkan insan pek göremedim. Öğretmen başka bir şeydir, eğitimci çoook başka bir şeydir. Makus talihimizi yenip, hak ettiğimiz zirve noktaya ulaşmak için anahtar yolu oynayacak olan öğretmenler değil, eğitimciler olacaktır! Bu noktada eğitim fakülteleriniz "eğitimci" değil salt öğretmen yetiştiriyor. Onların da dişe dokunan tek faaliyeti TBMM dilekçe komisyonunu imladan fakir "X tane öğretmen atayın!" şeklinde beyhude dilekçelerle doldurmak, ek derse zam istemek ve harıl harıl sendika reklamlarını yapmak. Hülasası devletin kasasından daha fazla para çıkması ve gariban vatandaşın sırtına daha çok vergi yükü... 

Öte yandan bu haziran Hak vasıl ederse mezuniyetle nihayetlendireceğim İletişim Fakültesine ulaşabilmek adına hemen hemen her gün Eğitim Fakültesinin önünden geçiyor ve burada tedrisatını sürdüren talebelerin (ki onlar bu tabirin manasını bilmedikleri halde beğenmezler ve 'öğrenci' diye komik bir kelam uydururlar) durumunu uzun uzun inceliyorum.

Ne diyeyim? İçler acısı...

Mesleğinin kutsiyetini göklere çıkarmak suretiyle nefsini, egosunu şenlendiren fakat mesleğinin ehemmiyeti mevzu bahis olunca türlü türlü bahanelerin arkasına sığınan "yeni nesil öğretmenleri" bu köşeden epeyce taşlayacağım ama onun yeri bu naçiz yazı değil. Nitekim bu yazıda evvela bu mühim hastalığının teşhisini koymak ve çözümün yollarını aramak niyetindeyim.

Olmayan Eğitim Sistemi Nasıl Vâr Edilir, Okullarımız Sadece Öğreten Değil Eğiten ve Öğreten Bir Yapıya Nasıl Bürünür?

12 yıllık zorunlu sözüm ona adına eğitim dediğimiz fakat eğitimin zerresi olmayan salt kuru bir öğretim silsilesine dayanan ucubelikten derhal vazgeçilmelidir!

7 yaşındaki evladımız 4+4+4 diye geldi mi 19 yaşına?

2 sene üniversiteye hazırlandı, sınavlara girdi. Masabaşı iş bulsun! diye öyle eften püften bölümleri de yazdırmadık oldu mu yaşı 21?

4 sene başlı başına bir yazı konusu olan üniversitede dirsek çürüttü oldu mu yaşı 25?

2 sene o nefret ettiğim tabir olan "devlete kapak atması" için KPSS ve bilumum sınavlara hazırlandı oldu mu yaşı 27?

Sonra da "artık evlen yuvanı kur" fasılları başlayınca o küçük çocuk artık 30 yaşında evli ve çocuklu.

Dinamizminin tavanda olduğu 14-30 yaş arası dönemde görüldüğü üzere genç kaynağımızdan bir nebze olsun faydalanamadık. Onca zamanı alan sözde eğitim sürecinin sonunda bir devlet dairesinin masasını işgal etmekten öte de bir katkısı olmadı. 

Peki olması gereken nedir?

5+3 sistemi gelmelidir.

5 sene boyunca o genç ve taze beyne genel geçer ucube bilgileri aşılamadan önce sadece ve sadece "eğitim" verilmelidir. Eksik kalsın cebiri geometrisi evvela önce adamlığı öğretelim! O 5 yılın sonunda nerede konuşup nerede susacağını, nasıl oturup nasıl kalkacağını, büyüklerine nasıl hürmet edeceğini bilmesi kafi! 40 yaşına merdiven dayamamış, saçına tek bir ak düşmemiş er kişiyi veya hanımefendiyi değil öğretmen olarak vazifedar kılmak okulun kapısından içeri dahi sokmamak lazımdır! Bakınız satırlardır eveleyip geveleyip aynı şeyi söylüyoruz eğitmek başkadır, öğretmek başkadır. Saçına ak düşmeyen, eskilerin tabiriyle feleğin çemberinden geçmeyen bir insan heybesinde ne var ki paylaşsın, hamken ham olanı nasıl pişirsin?

Bu 5 senenin sonunda 3 yıllık evrede çocuğun yetenekleri keşfedilerek salt bu yönde teorik ve pratik bir bilgi verilmelidir.

Bakınız şu sözümü lütfen bir yere not ediniz. Her insan, bakınız her insan bir yetenekle doğar. Asıl mesele bunu çocuklukta keşfederek bu yeteneği muhkem bir şekilde kanalize etmektir. Muasır devletlerin gücünün asıl sırrı budur. Nice ressam gibi resim çizenleri, nice Ronaldo gibi top oynayanları, nice ustalara taş çıkartacak genç tiyatro oyuncularını "Ne işin var bu boş işlerle, otur dersine çalış!" diyerek tabiri caizse bindiğimiz dalı kestik. Oysa yapmamız gereken çocuklukta gördüğümüz cevherleri geliştirmek üzerine bir 'eğitim' sistemi imal etmekti.

Ve 5 + 3 senenin sonunda genç delikanlı "yaş iken eğitilmiş" ve akabinde de yeteneği mahareti doğrultusunda deneyim kazanmış bir fidan olarak Türk ekonomisini şaha kaldıracak potansiyele gelmiş olacaktır.

Benim de sloganım "Haydi kızlar ve oğlanlar bağa bahçeye" olsun mu acaba, ne dersiniz?

Tohumdan, topraktan, fidandan, bağdan, bahçeden, bostandan bihaber olan bir nesil ile tarım ülkesi olan cennet memleketimiz nasıl kalkınabilir ki?

4 mevsimi bir arada yaşayıp, binlerce dönüm verimli arazisi olup da domatesi 10 liradan alan bir ülkenin geleceği ne kadar ümit verebilir ki?

Sözün özü, eğitmek lazımdır efendiler! Eğitilmeden öğrenen kişinin ne günümüze ne de yarınımıza faydası olur. Gençlerden en çok verimi alacağımız yaş dilimlerinde onları eğitimden bir haber olan diplomalı öğreticilerin elinde senelerce atıl bırakmanın hiçbir faydası yok!

5 sene eğitelim, 3 sene öğretelim ve sonrasında yavaş yavaş üretime ve istihdama dahil edelim. 15 yaşındaki bir genci istediğiniz alanda yetiştirip profesyonelleştirebilirsiniz. Fakat senelerce sıralarda çürüyüp aklı fikri konser eğlence olan ve 24-25'inde bir işsiz olarak mezun olan yığınlar tabiri caizse eğilecek yaş ağaç değildir artık. O yaşından sonra üretime katkısı olmaz, gelişime katkısı olmaz istatistiklerdeki işsiz sayısını artırmaktan gayrı bir şeye yaramaz!

Hulasa eğitim diyorum ve başka bir şey demiyorum. İyileşmek için önce hasta olduğunu kabul etmesi gerekir insanın. Eğitim yaptığımızı zannedip aslında gerçekte eğitemeden öğrettiğimizi kabul edelim kafi, gerisi laf-ı güzaf.

banner143

    Yorumlar

TÜMÜ Yazarlar
Hava Durumu

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
Arşiv