Eğitim Bir Kitle İmha Silahı

09 Eylül 2018, 00:56
Eğitim Bir Kitle İmha Silahı
Reşat CENGİL
Modernite dediğimiz şey, batıda meydana gelen büyük bir iktidar ve güç değişimini ifade eder.
Ortaçağ denilen toplumlar vahiy geleneklerine dayalı, Aristokrasi ve üretimin büyük bölümünün toprak temelli olduğu bir tarım ekonomisiydi. Bu ekonomi içinde özellikle batı toplumunda dışlanmış iki grup vardı.. .
Bunlar Yahudiler ve Protestanlardı.
Bu iki kesim coğrafi keşifler ve sömürge çağı boyunca dışa açılarak, özellikle doğunun ve yeni keşfedilen kıtaların yağmalanmasıyla büyük bir zenginliğe ulaştılar.
Bilim, sanat, eğitim, askeri araç gereçlerle ve Amerika’dan getirilen altınlarla elde ettikleri büyük güç ile aristokrasiyi ve toprağa dayalı üretim sistemini alt üst edip burjuvaziyi, kapitalizmi ve makineye dayalı üretimi ikame ettiler. Böylece İktidarı ve gücü ellerine geçirdiler.
İki yüzyıl kadar suren bu mücadelede Burjuvazi aristokrasinin büyük bir bölümünü yok etti, geriye kalan küçük bir bolumu ile de uzlaşma sağladı. İngiltere, ispanya, Hollanda gibi yerlerde uzlaşma sağlandı... Geriye kalan tüm aristokratik yönetimler yok edildi...
Bu değişimin kırılma noktaları şunlardır…
1. Coğrafi keşifler ve sömürgecilikle zenginleşme…
2. Bu zenginlikle ticaret yaparak mülkü ve zenginliği ele geçiren burjuvanın ortaya çıkışı.
3. Burjuvanın dünya görüşü olan aydınlanma felsefesinin skolastik düşünceyi yıkması yani pozitivizm ve amprizm.
4. Sanayi devrimi, yani makinalaşma, bilim ve teknoloji…
5. Fransız ihtilali…yani ulus devlet ve milliyetçilik.
BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ile geleneksel dünyanın tüm kategorileri yıkıldı. İktidarı tamamen ele geçiren bu koalisyon daha sonra kendi hikâyesini yazdırmaya başladı... Hristiyan batinin hikâyesi normalde bir gelenek yani Din hikayesiydi, yaratılış ve düşüşle başlardı ve mekanı Kudüs’tü, yani altın çağ Kudüs’deki peygamberlerin hikayesiydi. Modernitenin hikâyesi ise bunun yerine Atina merkezli ve vahiyden arındırılmış, salt kuru aklı esas alan, yani felsefe merkezli bir hikâye olacaktı. Yunan mucizesinin keşfi bu hikâyenin kurucu unsuruydu. Böyle bir mucize yoktu, bunu da tıpkı modern milli tarihler gibi tarihçiler icat etti.
Bu modernite hikâyesinde din ikinci plana atıldığı ve değersizleştirildiği için din yerine Medeniyet (civilisation) adı altında yeni bir isimlendirme çerçevesinde, laik ya da seküler aklı esas alan, yani dogmayı (vahyi) dışlayan, göğe ve Tanrı’ya düşman bir Atina geleneği inşa edildi.
Şimdiyi ve şu anı yaşamaya, hazzı öncelemeye dayalı bir sistem kurdular. Vakit nakitti ve her saniyesi kazanmak ve büyümek için kullanılmalıydı. İşte bu sistem kapitalizmdir... Modernitedir...
Bu sistemin hikâyesini yazanlar bellidir. Teorileri bellidir... Ürettikleri bilim de tamamen bu felsefeye göre biçimlendirilmiştir. Yani materyalist, pozitivist ve evrimcidir.
Bu sistem batıda iyice oturtulunca bu defa İhraç edilmeye başlanmıştır. İhraç dönemi üc evre geçirmiştir şimdiye kadar...
1. Birinci evrede askeri işgal ve sömürge yönetimi seklinde...
2. İkinci evrede ulus-devlet sistemi ve batıcı elitlerin totaliter Cumhuriyet-askeri demokrasi yönetimi seklinde...
3. Üçüncü evrede ise gevşek federasyonlar ve evrenselci ( ümmetçi) anlayışa sahip elitlerin totaliter yönetimi seklinde...
Bu üç aşamanın ikincisinde bir Alman icadı olan okul vasıtasıyla bu hikâye tüm evrene ihraç edildi ve yine okul ağları vasıtasıyla bu hikâyeyi yazanların iktidarı, itaatkâr kitleler yetiştirilmek suretiyle garanti altına alındı. Avrupamerkezci bir tarih, felsefe ve insanlığın ilerlemesi efsanesine dayalı bir hikaye inşa edildi.
Sonuç kapitalizmin tam gaz yoluna devam ediyor olmasıdır... Modernite tüm birimleriyle akışkan hale gelmiş, gündelik hayatın görüntülerinden mimariye, aile ilişkilerinden ekonomiye, siyasetten kültüre her şeyi değiştirmiş, geleneğin tüm kalıplarını kırıp dağıtmış ve yerine Prometeci kalıpları ikame etmiştir...
İnsanlar geleneklerinden kopmuş, şizofren bir yaşam sürmeye, bencil ve menfaatçi ilişkiler içinde çıldırmaya başlamıştır... Çünkü herkes kriz anlarında tutunabileceği bir gelenek arıyor... Sağlam bir zemin ve ilkeler arıyor... Ama modernite onlara sadece yapay tatlandırıcılar sunuyor... Böylece vatan millet, din iman naraları atılırken modernite tam gaz yoluna devam ediyor...
MODERNİTE NEDİR?
Peki, o halde modernite nedir?
Modernite bizde anlaşıldığı gibi giyim kuşamla alakalı değildir. Bu bir zihniyettir… Evrene ve dünyadaki düzene dair belli bir tarzda düşünme şeklidir. Aslen kapitalist ve emperyalist zihniyettir…
Herkesin bildiği üzere modernitenin dört temel ayağı vardır:
1. Ulus devlet, demokrasi ve insan hakları denilen siyasi alan, …İmparatorluk, Çok ulusluluğa karşı.
2. Bireyselleşme denilen sosyal alan, Aile, akrabalar, anne baba…Dayanışma, yardımlaşma, iyilikte yarışa karşı individüalizm.
3. Sekülerleşme ve pozitivizm denilen kültürel alan….Kutsal Akıl-vahiye karşı.
4. Kapitalizm denilen ekonomik alan. Paylaşma ve biriktirmeme. Servetin belli ellerde toplanmaması ve faizin yasaklanmasına karşı.
Modern ulus devlet, milliyetçilikler, pozitivizm, ampirizm, egoizm, demokrasi ve insan hakları gibi tüm kalıplar modernitenin siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel kalıpları ve de aygıtlarıdır… Hepsi neticede tek bir şeye hizmet eder… Dünya zenginliklerini elinde tutan bir grup azınlığın çıkarlarına ki bu azınlık grup Yahudi ve Anglosakson White denilen Protestanlardan oluşur…
Kapitalizm kazanan bir merkez ve kaybeden bir çevre ile bunlar arasında eşit olmayan bir değişimdir. Eşit olmayan bir serbest piyasa, devletin koruyup kolladığı merkezdeki sermayedarlar, her şeyi mal statüsüne indirgeyen ve alıp satan bir sistemdir. İnançtan duygulara ve her tür gerçek mala kadar satılabilecek her şeyi satar ve pazarını oluşturur. Satmak, kar elde etmek ve biriktirmek; ama asla paylaşmamaktır kapitalizm.
Kadını son sömürge ve sömürge ajanı olarak metalaştırmak, ama bunu özgürlük ve eşitlik perdesi altında feminizm etiketiyle yapmaktır. Kapitalizm eşitsiz pazar koşullarıyla sürekli olarak sermayedarlar lehine bir iktidar üretir, böylece güç hakimiyet ve prestij hep belli kesimlerin tekelinde kalır. Kapitalizm doğal kaynakları sorumsuzca kullanır ve tüketir. Sonuçta büyük bir çevre kirliliği ve ekolojik kriz çıkar karşımıza.
OKULUN VE EĞİTİMİN AMAÇLARI
Bütün bu sistemi işler kılan, onun çarklarını yağlayan ve döndüren en temel mekanizma okuldur. Okulda verilen eğitimdir. Anaokulundan üniversiteye uzanan bu uzun okul yılları bütün yurttaşların sisteme uygun kafalar haline gelmeleri ve itaat etmeleri, sistemin içinde memur köle olarak onu sürdürmeleri ve asla sorgulamadan söyleneni yapmaları için tasarlanmıştır. Tabi hepimiz yıllar boyunca bu zihin iğfal ve ehlileştirme sürecine maruz kaldığımız için sistem dışında düşünme ve hareket etme kabiliyetimizi de yitirmiş durumdayız.
Öğrenciler bezgindir, okulda anlatılanlar zaten bildikleri ya da tamamen gereksiz şeylerdir. Dersler anlamsızdır ve can sıkıcıdır. Öğretmenler için de aynı durum söz konusudur. Şevkleri yoktur, sızlanırlar, şikâyet ederler ve moralleri bozuktur. Çünkü öğrenciler kaba ve saygısızdır. Sadece not almaya bakıyorlar.
Peki, her iki tarafın da anlamsız bulduğu bu süreç küresel çapta astronomik rakamlar harcanarak neden sürdürülmektedir.
 Sorun eğitim sisteminde midir?
 Sorun okullarımızda mıdır?
 Sorun öğretmen de midir, öğrencide mi?
Devletler bu kadar sorunlu ve pek de eğlenceli olmayan bir organizasyonu neden bu kadar ısrarla sürdürmektedirler.
 Şair, yazar ve mucit yetiştirmek için mi?
 Büyük filozof ve tarihçiler yetiştirmek için mi?
 Büyük girişimci ve sanayiciler yetiştirmek için mi?
 Müzisyen ve sinemacı yetiştirmek için mi?
Şunu baştan belirtelim. Bugüne kadar dünya tarihine yön vermiş, icatlar yapmış, dev girişimlerde bulunmuş, büyük şairler, ressamlar, tarihçi ya da edebiyatçılar genelde bu okul eğitimi içinde yetişmemiştir. Hemen hemen tamamı okul dışında ve okulu terk etmiş kişiler arasından çıkmıştır.
O halde okul neden var, eğitim dediğimiz şey gerçekten eğitim midir, yoksa eğitim adı altında farklı bir şey mi yapılıyor?
 Okulun temel amacı öncelikle çocuğu aileden ve doğal çevreden koparmaktır. Okula başlama yaşı ve anaokulunun mecburi hale getirilmesi çalışmalarının temel hedefi budur. Çünkü aile geleneği temsil eder ve kesinlikle yok edilmelidir. Aile bakanlığının ürettiği politikalar ve çıkardığı kanunlar da kadın hakları ve genel feminizm uygulamaları çerçevesinde bu amaca hizmet eder. Aileyi bölmek ve yok etmek. Tüm nesilleri nihai babası devlet olacak bir şekilde anne babasız bırakmak.

 Okulun ikinci amacı çocukları hizaya sokmaktır. Her çocuk okulda iktidarla tanışır ve iktidara nasıl tepki vermesi gerektiğini öğrenir. Yani itaat etmek.

 Okulun üçüncü amacı bütünleştirmektir, yani çocukları mümkün olduğu kadar birbirine benzetmek, tektip yapmak. Böylece kontrol edilmeleri ve manipüle edilebilmeleri çok çok kolaylaşır.

 Okulun dördüncü işlevi tanımlama ve yönlendirmedir. Yani testler ve not ortalamalarıyla onların bu sistem içinde neye uygun olduklarını belirlemek ve oraya yönlendirmek. Böylece ona yüklenen rolü oynayacak ve ondan bekleneni ifa edecektir. Ona verilen eğitim bundan fazlasını içermez, sadece o rolün gerektirdiklerini içerir. Ne az ne de fazla.

 Okulun beşinci işlevi doğal ayıklamadır. Notu düşük ve davranışı kötü olanlar önce aşağılanır, alay edilir ve sonra da çarkın dışına itilir. Böylece onların sistem için bir tehlike haline dönüşmesi engellenir. Çarklardaki kumun temizlenmesi işlevidir bu.

 Okulun son işlevi de çarkın devamını sağlayacak kişileri sessiz sedasız yetiştirecek ve hükümetlere tam bir itaat içinde sistemin bekçiliğini yapacak belli sayıda seçkin kişiyi yetiştirmektir. Böylece küresel şirketler ve onların küçük ortakları sürekli ve itaatkâr, aza kanaat eden ve çok çalışan bir iş gücü elde etmiş, hükümetler de kolay bir yönetimin tadını çıkarmış olur. Sistemin sürekliliği de böylece sağlanmış olur.
İşte anaokulundan başlayıp ta üniversiteye kadar giden zorunlu eğitimin işlevi ve amacı budur. Çocukları aileden koparmak, aptallaştırmak, mutsuzlaştırmak, kategorize etmek ve işe yaramayanların başını ezmek, onları toplumsal alanın en dibine itmek ve böylece kurulu kapitalist sistemi devam ettirmek.
TÜKETİM KÜLTÜRÜ
Kapitalist sistem özünde bir tüketim ekonomisidir. Sonsuz üretim ve büyüme sonsuz tüketimi gerektirir. Yani bu vatandaşların iyi bir tüketici olmaları ve tüketebildikleri oranda mutlu, tükettikleri kadar da saygın olmaları gerekir. Bunun için çocuklara doğrudan tüketin denilmesine gerek yoktur, çünkü okul başlı başına bir tüketim alanıdır.
İnsanların, zekânın, yeteneklerin ve değerlerin tüketildiği bir alandır. Bu sistemde herkes her şeyi tüketir. Öncelikle de birbirlerini tüketirler. Çünkü bu sistemin temel direği rekabettir. Modernitenin her hücresi rekabet esasına dayanır. Eşler birbiriyle rekabet eder, kadın kadınla ve erkekle rekabet eder. Arkadaşlık ilişkileri tamamen pragmatisttir, rekabete ve menfaate dayanır. Duygular ve inançlar bile bu sistemde bir tüketim nesnesidir. Herkes bir nesnedir aslında. Diğeri tarafından alınıp satılan bir mal gibidir. Vefa, dayanışma, paylaşma, sevgi ve saygı yoktur. Her şey menfaat ölçüsünde değerlidir. Buna pragmatizm diyoruz. Modern kültürün esası bencillik ve pragmatizmdir.
Kapitalist Pazar her şeyin alınıp satıldığı geniş bir pazardır. Mal, yetenek, duygu, yiyecek, giyecek, güzellik, cinsiyet, sağlık, mutluluk ve inanç dahil her şeyin bir pazarı vardır. Her pazarın müşterileri ve kalpazanları vardır. Çocuk bu evrende büyür ve bu evreninin içinde nefes alır, haliyle o da küçük yaştan rekabeti ve tüketmeyi öğrenir. Bu sistemde geleneksel dünyaya ait hiçbir kutsala ve değere yer yoktur.

EREGENLİK TV VE UZMAN PEDAGOGLUK
Bu sistemin bir diğer buluşu ergenliktir. Ergenlik buluşu sayesinde çocukların çocukluğu normalde bitmesi gereken zamanda bitmez. İki ile altı yıla kadar uzatılır. Olgunluk hayatın her alanından sökülüp atılır. Geleneksel toplumdaki olgunluk yaşı modern toplumda bu ergenlik buluşu sayesinde uzatılır. Böylece nesillerin suni ve uzun bir çocukluk yaşayarak, evlilikten uzak durmaları ve sorumsuzluk dolu, haz ve tüketimle yoğrulmuş bir hayat yaşamaları sağlanır. Çocuk önce tüketmeyi sonra da bu tüketimi devam ettirebilmek için işçi olmayı öğrenir.
Tüketim kültürü özellikle televizyon aracılığıyla benimsetilir. Tv deki her program, her çizgi film ve her dizi ve sinema filmi tüketimi aşılar. Sadece yemek değildir bu, aile başta olmak üzere ilişkiler, duygular, değerler, güzellik, sağlık ve eğlence. Tüm kapitalist sistemin tüketimi sağlanır. Böylece beşikten mezara kadar her insanın-ki buna insan demek artık çok zordur- sisteme tam uyum sağlaması garanti altına alınır.
Ergenlik sayesinde uzatılan çocukluk anne babanın rolünü uzman denilen teknokratlara devreder. Çocuğun nasıl yetiştirileceği artık uzmanların işidir. Anne baba da uzman tavsiyesine göre hareket etmek zorundadır. Hiç kimse bir daha kendi çocuğunu atalarından gördüğü şekilde yetiştiremeyecektir. Bütün çocuklar ahtapotun kolları altındadır artık.
Ahtapot Rockfeller, Ford, Carnaige, Rothshild, Morgan ve benzeri vakıfların kurduğu ağdır. Bu ağlar sayesinde bugün insanoğlu kontrollü bir şekilde küresel çapta kurulan ve adına okul adı verilen laboratuvarlarda yetiştirilmektedir. Hangi davranışın uygun olduğu, hangi düşüncenin doğru olduğu, neyi hissetmenin normal ve hangi hissin anormal olduğuna artık insan doğası değil psikologlar ordusu karar vermektedir.
Böylece çocukluk kontrol altına alınmış ve ne zaman biteceği de uzmanların kararına bırakılmıştır. Geleneğin otoritesinden azade edilmiş ve modern kapitalist sistem için dizayn edilmiş zihinler ve bedenlerden başka bir şey yoktur artık. Çünkü ergenlik tam bir sahtekârlıktır, bir sosyal mühendisliktir ve uzatılmış çocukluğu yaşamaya mahkûm edilmiş gençlere kendilerini bir odada çözme ve deşifre etme tehdidi anlamına gelir.
Bu şekilde dizayn edilmiş bir kitle hangi amaç için olursa olsun kullanılabilir. İşçi yapılabilir, asker yapılabilir, memur yapılabilir ve ne yapılırsa yapılsın tam itaat ederek asla sorun çıkarmaz ve işini mükemmel şekilde yapmaya devam eder. Asıl amaç da budur, bunların şair, yazar, mucit ya da girişimci olması gibi bir sorun yoktur.
Bütün erkek ve kız çocuklarının ömür boyu sürecek bir yabancılaşmaya hazırlanması temel amaçtı. Bu da 12 ile 20 yıl kadar süren aptallaştırıcı ezberlerle yapılıyordu. 1852 den beri uygulanan Alman eğitim sisteminin temel amacı da buydu. Böylece ortalama 8-10 yaşından itibaren hayata değer katacak çocuklar ömür boyu tüketici ve işçi oluyorlar. Hem de acımasız bir rekabet ortamında birbirlerinin cesetlerini ve ruhlarını çiğneyerek.
Ergenliğin profesyonel bir mesele haline getirilmesiyle birlikte ABD de yapılan patent başvuruları da önemli ölçüde düşmüştü. Çünkü zekâ ve hayal gücü ketlenmiş ve öldürülmüştü.
Çocukların okul eğitimiyle köleleştirilmesi kölelik sistemine duyulan ihtiyacı da ortadan kaldırdı. Zira okul eğitimiyle yetiştirilen köleler hem daha itaatkâr oluyor, hem de daha ucuza mal oluyordu. Aradaki tek fark bunların özgür ücretli köleler olmasıydı. Böylece köle bakımı ve satın alma ücretinden de kurtulmuş oldular. Şimdi adına özgür denilen kölelerin emeğini çok daha ucuza satın alabiliyorlardı.
Sanayi devrimi ve aydınlanmanın idealleri insanlara daha çok refah ve mutluluk vadetmişti, bugün gelinen noktada insanlar tamamen bunalımda, hayat anlamını kaybetmiş ve kimlik bunalımı yaşamaktadırlar. Zenginlik kat kat artmasına rağmen halka dağıtılmamış, sadece belli bir azınlığın tekelinde kalmıştır. Bir grup sermayedar dünya zenginliğinin % 90 ına sahip hale gelirken, 8 milyar insan bu refahın sadece % 10 una talim etmekte, açıktan ve yetersiz beslenmeden dolayı her gün yüzbinlerce çocuk ölmektedir. Dünyanın küçük bir kesimi ultra zengin bir hayat yaşarken, geri kalanı ücretli köleliğe ve sefalete talim etmekte ve ömür boyu çalışmaya mahkûm edilmektedir.

MÜFREDATLAR
Modernitenin hikâyesi asıl sihrini bu alanda gösterir.
Müfredatlar tamamen aptallaştırmaya yöneliktir. Düşünemeyen, sorgulamayan ve kendilerine verilen bilgileri itiraz etmeden alıp ezberleyen, ne söylenirse ona inanmaya hazır bir bilgi tekeli oluşturulmuştur. En kalın perde okulun ördüğü perdedir. Hakikat perdelenmiş ve saklanmıştır. İnsanlar normal soruları bile sorma yeteneğinden mahrum bırakılmıştır.
Tarih adı altında öğrettiklerimiz propagandadır, sosyoloji, antropoloji ve psikoloji adına öğrettiklerimiz tamamen önyargı üretmeye ve sisteme uyum sağlamaya dönük teorilerdir. Okuldaki müfredat dev bir beyin yıkama ve zihin iğfal şebekesidir. Okul bir dindir, kilise ve medresenin öğrettiği dinin yerine geçirilen ve din adamları da öğretmenler olan bir din.
Müfredat tarihe, insana, evrene ve Tanrıya dair bazı ezberleri zihinlere nakşeder. Böylece modern toplumu kutsayan ve hayatta kalmak için rekabetin acımasızca uygulanması gerektiğine inanan nesiller yetiştirilir. Tanrıya dair her şeye karşı belli önyargılar geliştirmiş, geleneği kötüleyen ve ona düşman çocuklar yetişir. Artık her şeyde gözyaşı vardır ve fani olmak yürek acıtıyor. Çünkü Cennet burada ve şimdide aranmaktadır, andan haz almak ve hayatı tüketerek geçirmek temel ilkedir. Ama bu ölümlü dünyada hiçbir tüketim çılgınlığı size hayatın anlamını veremez.
Müfredatın nasıl bir zihin iğfal aracı olduğuna dair biyoloji ve felsefe derslerinde öğretilen Darwin teorisine bakılabilir. Darwin, biyolojik ilerlemenin zayıflarla güçlüler arasındaki bir rekabet ve bu rekabet sonucunda zayıfların saf dışı bırakılmasıyla ilerleyen ölümcül bir süreç olduğunu iddia eder. Oysa Wallace adaptasyon ve işbirliğine vurgu yapar.
Gelinen noktada Darwin büyük bir otorite olup müfredatın temel taşı haline gelirken Wallace unutulup gitmiştir. Peki neden? Nedeni basit, Darwin daha bilimsel olduğu için değil, Darwin zengindir ve zamanının çoğunu nüfuzlu çevrelerde gezerek geçirmiştir. Wallace ise fakirdir, emekçidir ve kendisi gibi fakir insanlarla aynı kaderi paylaşır, çalışır çabalar ve o fakirlerle dayanışma içinde paylaşarak hayatta kalmaya çalışır. Dahası Darwin’in fikirleri dönemin sömürgeci İngiliz imparatorluğu için paha biçilmez bir kaftandır. Sömürgeci kapitalist zihniyet diğer halklara boyunduruk vurarak, onları ezmekte ve onların cesetleri üzerinde yükselmektedir. Onlarla asla dayanışma ve paylaşım içine girmemektedir. Kapitalizm bunu gerektirmektedir. Büyük balık küçük balıkları yutar. Güçlü olan haklıdır, zayıfın ve fakirin yaşama hakkı yoktur. Düşenin dostu olmaz, düşene bir tekme daha vurmak gerekir. Barışçı adaptasyon fikri İngiliz sömürgeciliğinin ve sermayedarlarının hiç de hoşlanacağı bir fikir değildir. Haliyle sermayenin ve güçlünün dostu Darwin zayıfın ve emekçinin dostu Wallace’a tercih edilmiştir.
Özetle okul eğitimi bizleri ve çocuklarımızın hayatını, her saati belirlenmiş bir hapishaneye çevirir. Bu hapishane görünmezdir ve tüm olası muhalefetleri yok eder. Böylece sermayedarlar dünyanın hepsine sahip olarak, tüm dünyalıları da köle olarak çalıştırabilirler. Bu sistemde tüm partiler bu ahtapotun bir koludur. Gövde tekdir ve bu gövde asla halk değildir, ama başlar iki de olsa yirmi de olsa neticede tek bir gövdeye bağlıdır. Siz hangi başı besleyeceğinize karar verirsiniz. Ama gövde asla ölmez. Hangisini beslerseniz besleyin aslında aynı gövdeyi besliyorsunuz.


Ders saatleri azaltılmalı
Test tekniği hem aptallaştırır hem de kitlesel sahtekarlığa imkan verir
Yıl sonuna kadar hakkında bilgi sahip olmak istediğiniz üç şeyi yazın…..
Yıl sonuna kadar üstesinden gelmek istediğiniz üç zayıf noktanızı yazın….
Eğer siz bu okulda tek bir şeyi değiştirmek isteseydiniz bu ne olurdu?
 

banner315

    Yorumlar

Hava Durumu

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
Arşiv