Öne Çıkanlar Süleyman Solmazgül Malatya iftar yemeği Altın Kayısı Bulvarı Bitki Sağlığı

Borç alarak Sydney’e gelmiş Türk işadamından, 30 milyon dolarlık tesis
Avustralya’da faaliyet gösteren Dinçel İnşaat Sistemleri Yönetim Kurulu Başkanı Burak Dinçel, 34 yıl önce biletini borç parayla alarak geldiği Avustralya’da şimdi 30 milyon dolarlık yatırım yaptı. Dinçel, “Çin’deki büyük inşaat şirketleri ile aşık atabilecek güçteyim. Fabrikam 30 milyon dolara mal oldu. Tam kapasite çalışırsa ancak Avustralya’nın bir milyon metrekarelik inşaat ihtiyacını karşılayabiliriz.” dedi.

Burak Dinçel, 1979’da Avustralya’ya göç eden Türklerden biri. Ankara Devlet Mimarlık ve Mühendislik Fakültesi’nden Yüksek Mühendis olarak mezun olduktan sonra Avustralya’ya geldi. NSW Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptıktan sonra mesleğini Sydney’de icra etmeye başladı. 1993 ile 2001 yılları arasında en büyük mühendislik şirketinin sahibi olan Dinçel, önemli projelere imza attı. Neredeyse haftanın 7 gününü teknoloji harikası fabrikasında geçiriyor. 30 milyon dolara mal olan, 23 bin metrekarelik yeni üretim merkezini Avustralya’ya kazandıran Burak Dinçel, inşaat piyasasının yüzde 5’ini kontrol edebilmeyi amaçlıyor. Dinçel İnşaat Sistemleri üretim tesisi, Ağustos ayında hizmete girmişti. Resmi açılışı ise geçen hafta NSW Eyalet Başkanı Barry O’Farrell tarafından yapıldı. Açılış öncesi, Cihan Haber Ajansı’nın fabrikasında ağırlayan Dinçel İnşaat Sistemleri Yönetim Kurulu Başkanı Burak Dinçel'in en büyük hayali ve hedefi bu sistemi Türkiye’ye tanıtmak ve orada da kullanılmasını sağlamak. Dinçel’in Cihan’a verdiği röportaj şöyle:

Sizi tanıyabilir miyiz?

1979 yılında Avustralya’ya geldim. Ankara Devlet Mimarlık ve Mühendislik Fakültesi’nden Yüksek Mühendis olarak mezun oldum. NSW Üniversitesi’nde Master yaptıktan sonra mesleğimi Sydney’de icra etmeye başladım. 1993 ile 2001 yılları arasında en büyük mühendislik şirketinin sahibi oldum.

Her soydaşımız gibi, sizde Avustralya'ya geldiğinizde mutlaka bir takım sıkıntılarla karşılaşmışsınızdır. O günlerden biraz bahseder misiniz?

Ben buraya 24 yaşındayken geldim. Geldiğimde İngilizcem hiç yoktu. Diplomamı da kabul etmediler. Onun için ilk 8 ay durmadan İngilizce kursuna gittim. Aynı zamanda da çalışıyordum. Hep bir koşuşturma içerisindeydim. Gittiğim kurslardaki İngilizce seviyesinin ise benim yaptığım üniversite eğitimi ile alakası yoktu. Teknik değil daha çok fabrika da çalışacak elemanın bileceği kadar İngilizce öğretiliyordu. Tek çarem burada kendi alanımda master yapmaktı. Üniversiteye kaydoldum ve master eğitimimi tamamladım.

Mesleğinizi icra etmeniz dolayısıyla iş hayatına ilk olarak nasıl adım attınız?

Bir İngiliz’le ortaklık yaptım. Baktım ortak beni kullanmaya çalışıyor. Ayrılıp kendi mühendislik büromu açtım. 1993-2001 yılları arasında 8 yıl çok sıkı çalıştım. Batı Sydney’in en büyük mühendislik bürosu bizim ki oldu. İyi bir mühendistim. Tabii çevresi olmayan, Avustralya’ya sonradan gelmiş İngilizcesi belli bir seviye de olan birisinin kalkıp da Sydney şehir merkezinde veya batı bölgesinde büro açması mümkün olamazdı. Onun için bende daha çok göçmen toplumun yaşadığı bölgede mühendislik hizmeti vermeye başladım.

36 yıllık mühendislik geçmişi olan biri olarak, geldiğiniz noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şu anda 50 yaşın üzerindeki tüm Lübnan asıllı inşat sektörünün temsilcileriyle tanışıyorum. Herkes beni tanıyor. Avustralya'da 35-36 yıllık mühendislik geçmişim var yaptığım işlerle ilgili bir tane şikayet bulamazsınız. Bazı mühendisler sadece iş takibi yapar, bazıları ise bu işin kitabını yazarlar. Avustralya’da yapı endüstrisi konusunda 30 sayfalık rapor hazırlayarak, sektörün dikkatini üzerime çektim. Sektörde kendi sahamızda rakip tanımıyorum. Alanında tavsiye makamında bulunan eyalet çapında 7, ulusal düzeyde ise; 30 kişinin arasındayım.

Başarınızı neye borçlusunuz?

Ben en büyük başarımı sabırlı olmakta görüyorum. Kafanıza koyduğunuz hedefi gerçekleştirmek konusunda çalışkan ve sebatkâr olursanız çok, çok zeki olmanız şart değil. Ama hakikaten bıkmadan, yılmadan yolunuza devam edeceksiniz. Bu firmayı kurup bu hale getirene kadar neler yaşadım, neler. İlk 10 sene ne tatil yaptım, ne de 4 saatten fazla uyudum. Onun için birçok sosyal faaliyete de katılamadım. Ama davet edilen yerlere gitmeye çalışıyorum. İnşallah bundan sonra daha fazla zaman ayıracağım.


Tuğlaların iki sıra, döşemelerin kalınlığının ise 20 santimetreye çıkartılması sizi, günümüzde teknoloji harikası bir fabrika kurmaya teşvik etti. Nasıl oldu biraz açar mısınız?

2002 yılında NSW’deki yapılardaki döşeme kalınlığı ile ilgili yeni kanunlar çıkarıldı. Bu sisteme bir çare aradım ve günde 15-16 saat çalışarak 8 ay boyunca araştırma yaptım. Dünyada hangi tür inşaat teknikleri kullanılıyor, depreme dayanıklı yapılar nasıl olmalıdır, diye sürekli araştırdım. Tamamen internet üzerinden araştırma yaparak ve kendimi geliştirerek bugünlere geldim. Sonunda kolay, depreme dayanıklı, güvenli ve aynı zamanda çok yüksek teknoloji ve bilgi gerektirmeyen bir sistem geliştirdik. Şu anda dünyada ilk ve tek su geçirmez duvar sistemini üretiyoruz. Bizim PVC malzememiz dünyada yüksek metal içermeyen tek ürün. PVC hakkında geniş araştırma yaptım 1940’lı yıllarda piyasaya çıkmış. Tahta, çelik, metal ve alüminyum endüstrisi PVC’ye karşı. Avustralya’ya ise uzun yıllar girememiş. Alüminyumun elde edilmesi oldukça zaman alıyor. Bizim fabrikamızda öyle bir sistem geliştirdik ki hiç bir malzememiz atık olmuyor. Nerdeyse sıfır israf diyebilirim. CSRO’nun testlerinden de çok olumlu geçti.

Peki, bu duruma gelinceye kadar, hiçbir dirençle karşılaşmadınız mı?

En büyük mücadelem, sendikalarla ve tuğla firmalarıyla oldu. Tuğla, çok çevre kirliliğine yol açıyor. Ama bizim yeni teknoloji hem zamandan tasarruf sağlıyor, hem de daha düşük maliyetli. Daha güvenli, dayanıklı ve vasıfsız işçi gerektiren bir sistem meydana getirdik. Şu anda Avustralya’da bilhassa toprak altında kullanılan sistemi tamamen kontrol eder duruma geldik. Avustralya’daki en büyük firmalarla kıyaslama yaptığımızda onların hitap ettiği pazara tamamen hakim olma aşamasındayız. Bu nedenle zaman zaman tehditler bile alır olduk. ‘Ya bu sistemi bize sat yoksa seni bu piyasadan sileriz’ diyenler bile oldu. Çünkü bu tesisle, onların ayaklarının altındaki halıyı çekmiş oldum.

Fabrikanızda kullandığınız teknolojiyi bilimsel açıdan nasıl açıklarsınız?

2009-2011 yılları arasında Sydney Teknoloji Üniversitesi tarafından yapılan testler ve araştırmalar da 9 şiddetindeki depreme dayanıklılığı kesinlikle ispat edilmiştir. Şu anda PVC, ancak bir binanın yüzde 3’ünde kullanılıyor. Bizim sistemimizde ise 20 kat daha artırdık ve yüzde 60’a çıkardık. Ayrıca zamandan da tasarruf sağlayarak, zaman kaybını azalttık. Bir inşaatın yapım süresini %30 oranında düşürdük. Hatta bu rakam % 50’ye çıktı diyebilirim.

PVC teknolojisi ile tuğlayı adeta tahtından indirdiniz. Özelliklerinden biraz daha anlatır mısınız?

Yangına, depreme, ses ve ısıya dayanıklı yapı malzemeleri üretiyoruz. Ucuz, dayanıklı ve kaliteli yapı teknolojisine sahip olduğundan çok tercih edilir durumda. Sistemin temel malzemesi PVC. Uluslararası patenti alınmış bu yeni sistemde; dayanıklı sert polimerden üretilen, hafif ve içi boş sütunlar, birbirine geçirilerek içerisindeki boşluklara çimento dökülüp duvarlar örülüyor. Aynı zamanda bu sistemde kalıplara da çok ihtiyaç duyulmuyor.

BÜYÜK İNŞAAT ŞİRKETLERİYLE, ÂŞIK ATABİLECEK GÜÇTEYİM

Yabancı ülkelerden herhangi bir işbirliği teklifi aldınız mı?

Fabrikayı açtıktan sonra kapasitemizi yüzde yüz artırdık. Şimdiye kadar ABD’den, Meksika’dan, Güney Afrika’dan, Malezya’dan, Çin’den, Japonya’dan ve daha bir çok ülkeden bize hemen hemen her gün bir çok teklifle geliyorlar. Ama bunlarla ilgilenemedim. Şimdi bu fabrikayı belli bir seviyeye getirdikten sonra, yurt dışına daha fazla açılma imkânımız olacak.

Depremin yoğun yaşandığı ülkelerden, ürününüze karşı ilgi nasıl?

Japonlarla en kısa zamanda yeni bir anlaşma yapmak üzereyiz. Zaten açılışımıza da gelerek üretim tesislerimizi yerinde görüp, incelediler. Çin’deki büyük inşaat şirketleri ile aşık atabilecek güçteyim. İlk ürünü 2006 yılında satmaya başladık. Söz konusu tarihten bu yana, sürekli ürünleri geliştirdik. Ürünlerimiz piyasada o kadar çok tutuldu ki Homebush Bay’de 4 bin metrekarelik üretim tesislerimiz vardı. Gelen yoğun talep üzerine, fabrikamızı taşıyarak, daha geniş bir merkezde yeni üretim tesisimizi kurduk. 23 bin metrekarelik kendi yerimize geçtik. 700 metrekarelik bir ofisimiz var, 6 bin metrekare de üretim alanımız. Yaklaşık olarak 12 bin metrekare de depo olarak kullandığımız bir alana sahibiz.

Erskine Park'daki yeni tesislerinizin kapasitesi ne kadar?

Bu tesisler 30 milyon dolara mal oldu. Tam kapasite çalışırsa ancak Avustralya’nın 1 milyon metrekarelik inşaat ihtiyacını karşılayabiliriz. Çünkü 2008-2009 yılı istatistiklerine göre Avustralya’nın toplam inşaat hacmi yıllık 92 milyon metrekare. Eğer bu rakamları günümüz için 100 milyon metrekare olarak kabul edersek, 100 milyon metrekareyi yakalayabilmek için benim fabrikamdan tam 100 tane daha yapılması gerekiyor. 1 metrekare inşaatın satış fiyatı 80 dolar olarak hesap ettiğimizde ise sektörün mali hacmi görülecektir.

İnşaat sektörünün geleceği hakkında düşünceleriniz neler?

Bizim amacımız piyasanın yüzde 5’lik yani 5 milyon metrekarelik kısmını kontrol edebilmek. Biz bir inşaatın yapım süresini en az yüzde 20 daha düşürdük. 10 yıl öncesine baktığımızda müstakil evlerin inşaatının çok hızlı olduğunu görürüz. Yüzde 35 apartman dairesi, yüzde 65 civarında ise ev yapılıyordu. Şimdi bu oran yüzde 55 apartman, yüzde 45 ev durumunda. Benim tahminim ise beş yıl sonra yüzde 65 apartman yüzde 45 ev olacak. Şu anda apartman yapım bölgelerinde de yeni değişiklikler oldu. Özellikle tren istasyonları civarında apartman yapımı daha da hızlandı. Multistory binalara ağırlık veriliyor. 10 sene önce böyle değildi. Üç kattan daha yüksek bina yapılmıyordu. Buda fazla mimari gerektirmeyen bir işti. Bu tür apartmanların inşa edilmesinde de bizim sistemimizden daha ucuzu, daha hızlısı ve daha çevrecisi yok.

Biraz da toplumumuzun genel durumuyla ilgili fikrinizi almak istiyorum. Eğitim ve toplumsal faaliyetleri takip edebiliyor musunuz?

Avustralya'ya ilk geldiğim yıllar da belli bir süre, aynı zamanda gönüllü olarak Türk çocuklarına tarihlerini, kültürlerini gelenek ve göreneklerini öğrensinler, unutmasınlar diye öğretmenlik yaptım. 1980 senesinde Sydney’de Ermeni terör örgütünün saldırısına uğrayan Sydney Başkonsolosu Şarık Arıyak ile bazı çalışmalarımız oldu. O dönemde, üniversite mezunu Türkleri araştırmıştık ama maalesef tek bir tane bile bulamamıştık. Ama şimdi Allah'a şükür, toplumumuza ait gençler önemli kademelere gelmeye başladılar.

Önemli bir işadamı olarak Avustralya’da toplumumuzun genel yapısını nasıl görüyorsunuz?

Kişisel olarak toplumumuza çok yardımcı olmak istedim. Seneler önce, dönemin Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin, buraya gelmişti. Otelde yapılan toplantıya, bende davet edildim. Burada lobicilik konusu gündeme geldi. Bende fikir olarak lobiciliğin ancak maddi imkânlarla olacağını söyledim. Ve bu toplumun, maddi güce sahip olamaması durumunda, lobiciliği yapamayacağını ifade etmiştim. O konuşmadan sonra çeşitli fikirlerle bir kaç defa işadamlarımız ve toplumumuzdan tanınmış önde gelen bazı kişilerle bir araya geldik. Maalesef iyi bir mesafe alamadık. Bizim en büyük eksikliğimiz toplumumuza yol gösterecek kişilerin az oluşudur. Toplumumuzun büyük bir kesimi Türkiye’den buraya ekonomik durumunu düzeltmek için geldiler. Ben de buraya ilk geldiğimde, biletimi borç alarak gelmiştim. Çoğunluk itibarıyla da ortalama eğitim seviyemiz ortaokul düzeyindedir. İşte bundan dolayı insanımıza yol gösterecek, tavsiyelerde bulunacak kişiler gerekli. Devletimizden beklediğimizi burada belirli konuma gelen tecrübeli şahıslar yapmalıdır. Birinci ve ikinci nesil ise biraz daha birbirlerinden kopuk yaşıyorlar. Gençlerin ilgisini çekecek, onları bir araya getirecek çeşitli programlar yapmak gerekiyor.

Türkiye’ye hangi sıklıkta gidebiliyorsunuz?

35 senedir Avustralya’da yaşıyorum. Her zaman memleket hasreti çekiyoruz. Yılda bir defa gidiyoruz ama yetmiyor. Şöyle bir sene kalalım diyoruz ama bakalım öyle bir fırsat olacak mı? Türkiye’ye de yatırım yapmayı ciddi ciddi düşünüyorum. Ama maalesef memleketimizde halen bazı konular tam oturmamış. Onun için bence ülkemizde girişimcilik ruhunun geliştirilmesi lazım. İnsan ne olursa olsun memleketinden kopamıyor.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Bir muhendis 2 ay önce

ornek aldim, gurur duydum. bir akademisyen gibi aylarca arastirmak, sakin ve sabirla vazgecmemeyi basarabilmek oyle herkesin harci degildir.