Din ve Modernite...

12 Mayıs 2018, 00:12
Din ve Modernite...
Reşat CENGİL
 Zamanımız kültürsüz dinler dönemidir. Kültürsüz din saf inanç ya da kuru inanç dini demektir, böyle bir din kültürü, bilgiyi ve zamanın bütün ürünlerini dışlar. Bu sadece mantıklı bir sofuluktur.

Üç çeşit iman görülür modern zamanlarda.
• Rasyonel mümin,
• Varlıksal mümin, çevrenin oluşturduğu, kontekstin müminleri…teoloji öğrencileri.
• Yolunu şaşırmış başıboş müminler…yani biz modernler ve bizim yaralı bilinçlerimiz.

İşte aziz cehalete tam da bu noktada giriyoruz.
 Acaba yarın ölecek gibi mi yaşamalıyız?
 Yoksa hiç ölmeyecekmiş gibi mi yapmalıyız?
 Ve bu gerçek anlamda sürdürülebilir bir şey midir?

Gerçek düşünceler halktan mı gelir, yoksa Tanrıdan mı? Din mi yoksa Maoizm mi? Maocu düşünce aslında pre-Baconcu söylemden başka bir şey değildir. Felsefeciler bütün zihnimizi ele geçirmiştir. Modern ideolojiler, radikal hareketler ve örgütlerin hepsi kültürü ortadan kaldırmak isterler. Çerçeveyi boşaltmak ve diğer texte gitmek isterler. Zamanı geriye sarmak ve ilk güne, sıfır kilometre bir başlangıca dönmek isterler İşte buna aziz cehalet denir. Peki bu mümkün müdür?

Modernite ve sekülerleşmeyle birlikte 1980 li yıllarda din sahneye geri döndü. Osmanlı sisteminde şeri ve örfi yasa bir denge içinde yürüyordu, ancak Tanzimat’la beraber şeri yasa aleyhine seküler örfi yasanın alanı genişledi ve şeri yasayı devre dışı bıraktı. Protestan hareketler ise kilise ve siyasi sisteme karşı gelişmişti. Tanzimat’la birlikte Afgani ve Abduh ile başlayan İslam modernizmi de bir tür protest hareketti. Bu hareketle birlikte ulemanın bilgi tekeline ve eski sisteme karşı bir çıkış yaşandı. Protestan hareketler muamelatı ve dinin sosyal hayatla ilgili hükümlerini atarak dini sadece ibadet ve itikada indirgedi.

Şu hâlde geri dönen şey din değildir, dinin görüntüleridir. Modernite bir medeniyet biçimi olarak aşılmış değildir, Modernite daha da radikal hale geliyor. Sekülerleşme dini silmek yerine, onu kendi kültürel alanından ayırarak saf itikat olmaya zorluyor, kalplere hapsediyor ve bireysel bir olgu haline getiriyor. Dinin kültür ve düzen üretme yeteneğini yok ediyor. Siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel alanı ele geçiriyor ve bu alanlarda dine kesinlikle yer açmıyor. Sekülerizm küreselleşiyor, böylece kültür topraktan/coğrafyadan kopuyor. Teknoloji sayesinde kültürsüzleşme yayılıyor. Bu süreçte ortaya çıkan ve İslam modernizmi tarafından tetiklenen İslamcılık kendi alanında sekülerleşmeyle yarışmaya kalktı. Ancak bir usulü ve fıkhı yoktu, şeriata uzaktı. Anayasa, hukuk sistemi, siyasi sistem ve ekonomik düzen konusunda sekülerleşmeyle yarışmaya kalktı, üstelik hiçbir itiraz ve sorunsallaştırma yapmadan buna yeltendi. Haliyle kaybetti. Çünkü modernitenin kategorileri ile modern kategoriler içinde yarışamazsınız. Zamanla dönüşür ve ona benzersiniz, elinizde sadece sloganlar kalır.

Dini siyasallaştırmak, dini sekülerize etmek demektir. Hz. Peygamber için islam devleti, islam toprağı ve islam bayrağı diye bir dava yoktu. O’nun tek derdi ümmetti. Ümmet hep siyasi sistemin önünde ve üstündeydi.

Siyaset ve devlet demek modern tabirle belli bir grubun çıkarları demektir. Vatan, millet, bayrak gibi söylemler bu grubun çıkarlarını maskeleyen söylemlerdir. Moderniteye göre inançsızlık belki bir skandaldır ama inanç da bireysel olmalıdır. Devleti ele geçirmeye çalışırken, tebliğ yapan cemaatler sekülerleşti ve dinin bir cemaat olarak kurumsallaşmasına izin verilmedi. STK şeklinde hepsi sisteme entegre edildi ve tamamen bürokratik seküler bir hale geldiler. Şu halde dini canlanış olarak görülen tüm gelişmeler aslında sekülerleşmenin yayılması ve dini araçsallaştırmasıdır. Çünkü Sekülerleşme bile dinsiz yapamaz, dini üretir, dönüştürür ve kendisine benzetir, dini kişisel bir itikat sorununa indirger. Bu değişim ve dönüşüm asla son bulmaz, hep devam eder. Böylece dinin bir sistem olarak kendisini ikame etmesine asla izin verilmez.

Dini cemaatler de kilise kurumları gibi etkinlikler düzenleyerek kendilerine eleman devşirmeye ve alan açmaya çalışmaktadırlar. Bu etkinliklere katılan insanlar dinin pratiklerine geri dönmüyorlar, bir şahsiyet ve ahlaki değişim, paradigmatik bir fikri dönüşüm yaşamıyorlar, sadece etkinliklerden faydalanıyor ve seküler hayat tarzlarına devam ediyorlar. Bu dini hareketleri sekt olarak tanımlıyoruz, sekt demek kilise, cami ve havra dışı hareket demektir. Gelenekle bağı olmayan bu hareketlerin dine geri dönüşü tamamen bir yanılsamadır. Görünürlükleri artarken dinin pratiklerine ilgisizlikleri nedeniyle çöküşü hızlandırıyorlar. Din seküler şartlar içinde daha görünür hale geliyor, ancak sadece göze hitap ediyor. Kalpte bir inanç, zihinde bir paradigma ve amelde bir eylem ve sistem olarak ortaya çıkmıyor. Din, tüketilen, kendisinden yararlanılan, kendisinden ekmek yenilen, pazarlanan bir sosyal medya ve reklam ürününe indirgeniyor. Modern enformasyonun ve küreselleşmenin doğrudan sonucu da budur.

Radikal selefi hareketlerin yükselişinin sebebi de tamamen vahşi kapitalizmdir. Zengin ile fakir arasındaki uçurum arttıkça, iş, eğitim ve sosyal hayatın imkânları olan ev almak, araba sahibi olmak, seyahat edebilmek gibi insani standart imkanlara ulaşamayan insanlar karizmatik radikal hareketlere kayıyor. Karizmatik hareketler ise bu sefaletin sebebi olarak gördükleri kültürü ve tarihi tamamen silerek kendilerini bu kültürden ve onun kökeninden koparmakta ve diğer kitabın şahsi yorumuna dayanan reddedici bir tavır içine girmektedirler. Bu reddediş ise tamamen slogan düzeyinde kaldığı ve şiddete dayandığı için bir alternatif üretememekte, bu hareketler de sekülerleşmenin bir ürünü olarak ona eklemlenmektedir.

banner315

    Yorumlar

Hava Durumu

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
Arşiv