Cemaat ve tarikat İslamları ilkel kabile dinleridir...

30 Mayıs 2018, 11:42
Cemaat ve tarikat İslamları ilkel kabile dinleridir...
Reşat CENGİL
 Hiçbir din, mezhep ve örgütlü cemaat doğru yol iddiasına sahip olamaz...Doğru yol diye bir şey yoktur....Sadece doğru adımlar vardır...

İslam Peygamberin vefatından hemen sonra bir mülk davası haline gelmiş ve Muaviye ile birlikte bir iktidar meselesi haline dönüştürülmüştür.

Böylece islam siyasi alanı yitirmiştir...Siyasi alan seküler örfün alanı haline gelmiş ve nassın üstüne çıkmıştır...

Abbasi devriyle birlikte din yasa anlamı da eklenerek, belli bir hukukun iktidarı ve o hukukun temsilcilerinin mülkün sahibi olması anlamına gelmiştir.

Din 3. Selim ve Tanzimatla birlikte hukuki ve ekonomik alanı da kaybetmiş ve biçime indirgenerek, manevi özünü kaybetmiş ve kuraklaşmıştır. Oysa din merhamet demektir, fakat iktidarın doğası güçtür. Maalesef son asırlarda İslam tamamen bir güç ilişkisine dönüştürülmüştür. İslamcılık da bu güç istencinin adıdır. İslamcılık islamı araçsallaştırarak, siyaseten kullanılabilen bir enstrümana indirgemiştir...İslam artık kuramsal bir iddia olmaktan çıkmış sadece kültürel alandaki motiflerin savunusu haline gelmiştir..Görüntüler dini olmuştur..toplumun siyasi sosyal ekonomik ve kültürel alanlarıyla ilgili söz söyleme iddiasını kaybetmiştir..

İslamcılar tamamen dünyevileşmenin girdabına girmiş, bütün mesailerini zihin avcılığı yaparak, zihinleri kontrol altına alarak, bireyin bedenini ve zihnini kontrol altına almaya çalışarak geçirmişlerdir. Onlara göre devlet gücü ele geçirilirse toplumsal bir zihin mühendisliğiyle İslam yeniden hâkim kılınacaktır. Siyasal İslamcılık da tam olarak budur...

İslamcı hareketlerde düşünen, akleden, eyleme geçen, sanat ve bilim üreten insan değil, mevki ve makam avcılığı yapan düşünce fukarası kişiler muteber hale gelmiştir...

İslamcılık, İhvan çevirileri yoluyla köksüz, rivayetçi, metin merkezci, tarihi ve felsefi bir ufku olmayan bir çizgi üzerinde hakikat tellallığı yapmaya soyunmuştur. İşte bu mantık da süzme bir fanatizm üretmektedir. Artık kavgalar bir cemaatin mantığına indirgenmiş ve adına İslam/din denilen çerçeve üzerinden verilmektedir. İslami camialar bir kurtarıcılar cehennemine dönüşmüştür. ...

Kuran, diğerlerine karşı haklı çıkmak için kendisinden alıntılar yapılan bir hakikatler deposuna dönüştürülmüştür. Oysa Kuran size hakikatleri hazır halde vermez, Kuran bir hakikatler kitabı değil, ayetler, işaretler ve akletmeye çağrı pasajlarıyla örülüdür. Fakat İslami hareketlerde tamamen seçkici ve özel hakikatlere indirgenmiş, özel davranış kodları olan bir ahlakçı tutum vardır. Ahlakçılık bu hareketlerin temel söylemlerinden biridir. Oysa bir ahlak söylemine sahip olmak ahlaklı olmanın değil, ahlak üzerinden verilen bir güç savaşının göstergesidir. Çünkü nihai hedef cemaati korumak ve iç bütünlüğünü sağlamaktır. Çünkü cemaat gücün ve hakikatin billurlaşmış şeklidir. Çünkü dairenin içindekiler için cemaat bir sitedir, bir huzur ve güven, güç ve menfaat çatısıdır. Kendinizi iyi hissettiğiniz, varoluşunuza sahte bir anlam kattığınız bir topluluktur. Cemaat son kertede cahiliye dönemi kabile mantığının İslam manzaralı bahçesidir. Cemaat islamı bir kabile islamıdır; değil âlemlere rahmet olmak, üç beş cemaate bile rahmet olamayan bir dindir bu. Çünkü mezhepler, cemaatler ve gruplar kutsallığın bağrında açan seküler çiçeklerdir. Seküler psikolojiler ve seküler sosyolojilerdir. Kutsallığın içinde filizlenseler de fidana durunca bütün maneviyattan soyutlanmış ve tamamen bir güç düzeneği haline gelmişlerdir...

Cemaat islamı, insanı paranteze alır, her şeyi tanrılaştırmaya çalışır. Ama ortada Tanrıdan eser yoktur, sadece cemaatin tanrısı adına söz söyleyen cemaat diktatörlerinin ve hakikat tellallarının tepede olduğu bir piramit vardır. Oysa insan Allah’ın halifesi ise Allah adına söz söyleme, akletme ve kendisini ifade etme hakkı vardır. İrade sahibi olmanın, akletmenin temel gereksinimi budur.

Lafızcı ve rivayetçi bir din sizi Allah’a değil, Peygambere hiç değil, sadece rivayet sahibi kimselerin kulu kölesi yapar. İslam vahyinin son vahiy olmasının anlamı da artık insanın aklen rüştünü ispat edecek bir dönüm noktasına gelmiş olmasıdır....

İslam’da dini otorite diye bir şey yoktur, din adamları hiç yoktur, ama bugün İslam dini adına otoriteler, din adamları ve güç odakları türemiştir. Üstelik bunlar dini ve kitabı kendi tekellerine almışlardır. Oysa din hakka işaret etmektir, yumruk ve süngü idareciliği değildir.

Din adına dünyayı tekellerine alan bu kesimler, dünyada yaptıkları her şeyin tanrısal olduğunu iddia etmektedir. Oysa dünya tanrı değildir, dünya oluşmakta ve gelişmektedir, dünya gelişmekte ve genişlemektedir. Dünya izafilik demektir, dünya gelip geçen ve değişen zaman demektir. Oysa Tanrı gelişmez ve değişmez...

Kuran’ın bahsettiği dindar kişi tespih çeken, sakal bırakan, cübbe giyen, çarşaf giyen kişi değildir.

Sonsuzluğun huzurunda bulunan ve vicdanının sesini dinleyen insandır. Nefsinden sıyrılan insandır, hayata, doğaya ve ilme hürmet eden insandır. Merhametli ve sorumluluk sahibidir, elindeki maddi ve manevi imkânları insanlığın hizmetine sunan insandır.

Dindar insan tanrı olmadığının bilincindedir, tanrı adına konuşmaması gerektiğini de bilir. Tevazu sahibi ve şuuru açık insandır.

İslamcılık İslam değildir...İslamın kapitalist sistem içinde bir pazara dönüştürülmesi ve mübadele metası haline getirilmesidir...

Kuramsal iddia ve mevcut düzenlere bir alternatif iddiası olmayan, sadece görüntüler üzerinden mevcut sistemden pay almaya çalışan bir pragmatizmdir...Buna din elbisesi giydirilmesi en iyinin bozulmasıdır ki bu da en kötü şeydir...

banner143

    Yorumlar

Hava Durumu

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
Arşiv