Güneşin batışına şahit olmuşsunuzdur ama doğuşuna çok az şahit olmuşsunuzdur, bir

başkadır güneşin doğuşu, insanın içindeki kavruk kelimeleri alır beyninizle yoğurur dilinize doğru bastırır.

Güneşin doğuşu bir haberdir gecenin koynunda devşirme hayat yaşayan yalnızlar güruhuna, bilir misiniz ? gece kendini bırakırken ışığın süzülmüş aydınlığına, geride o kadar yakılmış mektuplar bırakır ki bilemezsiniz. İçinizde bir kelebek hikayesi oluşur sabaha doğru, kısa, yalnız ve eğreti. Gündüzün sıcaklığına inat gecenin serinliği vurur yüzünüzden aşağı göğsünüze doğru, bir ateş düşer içinize derinlere doğru soğuk gecenin eşliğinde, vücudunuz ürperir, üşürsünüz ama içinizdeki yangın har/lanır.

Bazen acı bir tebessüm düşer dudaklarınıza, gözleriniz dalar uzak dağların eteklerindeki belli belirsiz gölgelere. Kavruk düşünceleriniz göğsünüzün otağında birikir, kekremsi duygularla gönül ocağınızda tava gelir, bilir misiniz gecenin koynunda kaç yabancı yalnızlık yaşanır, siz hiç geceye inat gündüzü sevdiniz mi? Herkes gündüze inat geceyi sever, başka ay yokmuş gibi Eylül’ü sevdikleri gibi, oysa gecenin yalnızlığına inat gündüz kalabalıktır.

Gece;

Yelkenleri yırtılan, gemileri alabora olmuş, alfabeleri yitirilen, yazılacak beyaz kağıdı kalmamışların mekanıdır, yani kısacası gece= yalnızların mekanıdır…..

Gece;

Türkülerin yakıldığı, sevdaların yıkıldığı, hayallerin düştüğü, ümitlerin tükenmeye başladığı yerin sığınağıdır. Siz hiç bir papatyanın koynunda uyumayı göze aldınız mı, hani papatyanın yapraklarını koparırlar ya, seviyor sevmiyor diye, inanmayın o öyle değil işte, bazen saçma sapan düşünceler içinizdeki fırtınaların içerisinde kaybolur, deli hoyrat rüzgar aniden sizi kendinize getirir, vücudunuz ürperir, sarılırsınız kendinize….

Gecenin koynunda beyninize hücum edenleri beyaz bir kağıda dökersiniz, kimisi saçma sapan bir yazı der, kimisi yazdığınızdan bir mana çıkartmaya çalışır, kimisi yazdıklarınızı anlamaya çalışır, kimisi de yazdıklarınızı yaşar an be an.

Bilir misiniz bilmem ama, içinizdekiler ile yazdıklarınız birbirine uyumsuz olurlar, ne kadar yumuşatırsanız yumuşatın ya da ne kadar yuvarlarsanız yuvarlayın hiçbir zaman yazdıklarınız ile yaşadıklarınız birbiriyle uyuşmaz, hiç bir kelime, o gecenin koyu karanlık yalnızlını dökemez beyaz bir kağıda, hiçbir kelime, geceden arta kalan soğuk son yudum çayın dudaklarınızda bıraktığı hüznü yazamaz……

Bir bakarsınız hoyrat bir türkü düşer radyodan kulaklarınıza, kaleminiz düşer, eliniz düşer gözleriniz düşer ve siz düşersiniz damla damla yalnızlığa….

Gözlerinizi kısarsınız gecenin karanlık zifiri köşesine, yuvasını kaybetmiş serçelerin kanat çırpınışları gibidir karanlığa bakışınız. Siyah beyaz bir film düşer gözlerinizden, kimse bilmez sizi kimse hatırlamaz, ne düştüğünüz kuyudur sizi hoyratlaştıran, ne de sultan olduğunuz saraydır sizi uysallaştıran…..

Ve uzun bir terin sesi uyandırır sizi düştü/ğünüz, daldığınız hayallerden, toparla/rsınız geceden arta kalanları, etrafı is karası olmuş çaydanlığı, sağa sola dökülen külleriyle kül tablasını ve hiçbir zaman eksik etmediğiniz Z harfi düşmüş daktilonuzu ve etrafa saçılan boş kağıtlarınızla birlikte tüm arta kalan yıkık dökük bedeninizi…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner431