Ben Bilmem!

Ben Bilmem!

23 Nisan 2018, 14:07
Ben Bilmem!

Farkında mısınız? 

Her şeyi ne de çok biliyoruz. Ekonomi bizden sorulur, memleket meselelerinde en iyi analizi biz yaparız. Siyaset mi? En doğru, en gerçekçi fikirler hep bizden çıkar. Futbol yorumlarında zaten üstümüze yoktur, ön görülerimiz illa ki tutar.

Bizim gibi düşünmeyen ya aklını kullanmıyordur ya da aptaldır! Okkalısından bir hakareti hak eder ve hemen arkadaş listemizden çıkararak dersini(!) veririz.

Fazla dramatize ederek sulandırmak niyetinde değilim. Fakat gördüğünüz üzere iç dünyamız korkunç bir halde. Aklımız yetsin yetmesin her şey de ahkam kesmek zorunda hissediyoruz kendimizi. Muhatabımızı ancak "Ya kanki çok doğru söylüyorsun", "Aynen bro katılıyorum", "Çok haklısın kardeşim, izninle paylaşıyorum!" dediği zaman kıymetli bizim için.

"Güzel insan iyi düşünüyorsun ama şu hususlarda seni eleştirmek istiyorum..." şeklinde bir cümle kurmaya görün! Başlar hemen kalaylamalarımız, laf sokmalarımız, hakaretlerimiz, küfürlerimiz. Çünkü en doğrusunu hep biz biliriz, yanılan hep muhatabımızdır!

Ruhumuzu, insanlığımızı, kendimize olan saygımızı tabiri caizse yerle yeksan eden bu "ben merkezli" yaşantımızın en hüzün verici örneklerini sosyal ağlarda yazılan çizilen örnekleriyle görmemiz mümkün.

Bir mevzu olacak da Yunus'uma bağlamayacağım, mümkün mü? 

Can Yunus'um bildiğiniz üzere kadılık gibi büyük bir vazifeden vazgeçerek Tapduk Emre'nin ocağına tabi olur. Olmasına olur ama nefsi ve egosu ile olan mücadelesi daha yeni başlamıştır. İçinden "Yahu ben koskoca kadılıktan cayıp bu ocağa tabi olmuşum. Haliyle diğer müritler gibi bakılmaz bana, dergahın göz bebeği olurum" diye düşünür.

Dergahta herkesin bir görevi ve zikri vardır. Yunus'um da görevini ve zikrini almak üzere Tapduk'un yanına gider.  "Malumunuz kadı idim zamanında, dergahın devlet işlerini görmeyi isterim" der.

Büyük mütefekkir Tapduk Emre, tebessüm eder ve manalı bir eda ile "Bu işleri ben bilirim dersin öyle mi?" diye sorar.

Mana yolculuğunun henüz başında olan Yunus "BEN BİLİRİM" diye cevaplar ve Tapduk yarın gel vazifeni tayin edeyim der.

Ertesi gün Tapduk Yunus'a vazifen dergahın köpeğinin bakımını yapmaktır, zikrin ise "BEN BİLMEM"dir der.

Kim sana ne sorarsa BEN BİLMEM de!

Oldukça öfkelenen Yunus ne diyeceğini ne yapacağını bilemez.

BEN BİLMEM diye diye hakikat ve mana yolculuğunda pişer ve her mısrasında kendine "gafil", "miskin" diyen tevazu sahibi bir hak aşığı çıkıverir o egoist, kaprisli kadının içinden.

Sözün özü, gerçek manada insan olmanın yolu "hiç" olduğumuzu anlamaktan geçiyor. Sokrates'in öz deyişi olduğu iddia edilen "Bildiğim tek şey, hiçbir şeyi bilmediğimdir" kelamı kuru bir tevazu ifadesi değil hakikatin anahtarıdır.

Bugün kendimizi ifade etme noktasında mühim bir vasıta olan sosyal medya ağlarını BEN MERKEZLİ çarpık düşüncelerimizle kirletmeye, olur olmadık ahkamlar kesip zihinler bulandırmaya hiç gerek yok. Yazıp çizdiklerimizden hukuki zeminde sorumlu olduğumuzu hatırlatmaya gerek yok sanırım

Öte yandan yaptığımız her paylaşımın, yazdığımız her yorumun vicdani zeminde de bir sorumluluğu var. Üç beş satırlık yorumlarımız, paylaşımlarımız, bir gönlü veya gönülleri kırıyorsa bunun dinen de vicdanen de büyük vebali var!

Bu aciz ve cahil arkadaşınız kardeşinizin, siz değerli okuyucularına haddi olmayarak bazı tavsiyeleri olacak.

- "Ben biliyorum, karşımdaki yanılıyor" tabusunu yıkın. Sürekli "Acaba hata yapmış olabilir miyim?" deyin.

-  Sizin gibi düşünmeyeni hemen tekfir etmeyin, "Acaba ne anlatmak istiyor, haklılık payı var mı?" diye muhasebe edin Allah için!

Ve ne olursa olsun, çalabın tahtı (Yaratıcının mekanı) olarak teşbih edilen gönülleri günübirlik ucuz mevzular yüzüne incitmeyin, kırmayın!

Murat UZUN

23.04.2017 tarihli

Malatya Son Havadis için hazırladığım yazım

banner315

    Yorumlar

Hava Durumu

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
Arşiv