banner369

21.yüzyıl her anlamda ve her alanda kendimizi unuttuğumuz, Rabbimizi unuttuğumuz bir yüzyıl oldu. Rönesans ile birlikte baş döndürücü bir hızla dünyevileşmeye başlayan insanlar bugün maddenin zirvesinde, manânın ise en dibinde. Nasıl oldu da buralara geldik? Nasıl oldu da maddenin esiri, kulu kölesi olduk?

İnsanoğlu, sanki dünya elinden kaçacakmış gibi hissediyor. Ne kadar şeyi elimde tutarsam, ne kadar çok dünyaya ait nesne, mal, şan, şöhret vb. şeyleri elimde tutarsam o kadar kazançlı olurum mantığıyla bir şeylerin peşinde sürekli koşturup duruyor. “Başkasının var, benim niye olmasın, benim ondan ne eksiğim var?” düşüncesi insanları bir dünya girdabına sokmuş ve bu girdaptan insan olarak çıkamıyoruz. Bize dayatılan, örnek olarak sunulan dünyevî hayat hepimize cazip geliyor, hepimiz bu ipin ucundan tutmuşuz ve bilerek ya da bilmeyerek; isteyerek ya da istemeyerek takılmış gidiyoruz, bir bilinmezliğin peşine.

Din, artık yaşanmaktan ziyade kültür birikimi, bilgi birikimi olarak düşüncelerimizde var. Din, kalplere yerleşmemiş, gönüllerdeki o muhteşem tahta oturmamış. Gerek dünyadaki insanlara gerekse müslüman alemine baktığımızda dünyevileşen kalpler çoğunlukta. Peki bu duruma biz isteyerek mi geldik acaba? Dünyevileşmek kötü mü, ya da sınırları olmalı mı? Tabii ki her şeyin fazlası zarar. Bilimin baş döndürücü hızı var. Sürekli yeni şeyler üretiliyor, yeni maddeler gerek ihtiyaçtan gerekse fazlalıktan hayatımıza giriyor. Hele hele manevî değerlerden yoksun bir insan varsa karşımızda, maddeden kaçması imkan dışı.

Baş döndürücü bir hızla teknoloji ilerliyor. Hangi sokağa gitsen, hangi caddeye çıksan gözünü cezbedecek nesneler muhakkak var, hem de öyle tatlı, öyle güzel, öyle şirin bir şekilde insanlara sunuluyor ki nefislerini terbiye edememiş biz zavallıların dikkatini çekiyor tüm bu güzel şeyler. Yaşlısından gencine , “a, ne güzelmiş” demeden o caddelerden, alışveriş merkezlerinden geçen kimse pek göremiyoruz maalesef. Tabii ki, güzel olan şeyleri görmek, hepimizin hoşuna giden bir şeyi ballandırarak anlatmak güzel ama “a, ne güzelmiş” ifadesi ne zaman “bundan mutlaka benim de olmalı” dediğimiz zaman hatta düşündüğümüz zaman işte tehlike o zaman başlıyor.

İşte süslerle dolu bu âlemde yaşamak bu kadar zor. Hırslarımız ne zaman aklımızın önüne geçerse işte o zaman mahvoluruz. Maalesef günümüz insanında da bu durum oldukça fazla. İşte korkular, endişeler burada bir gölge gibi bizi takip ediyor. Günümüz müslüman insanı da işte bu hırsa yenik düşüyor. Hepimiz maddenin ötesini göremiyoruz adeta. Görenlerimiz elbette vardır ancak sayıları çok az ne yazık ki. Gözümüzün önünde maddeden bir set var. Ne zaman bu seti gözümüz aşarsa gönlümüz felah bulacak. Peygamberimiz, “Her ümmetin bir imtihanı var. Benim ümmetimin imtihanı da maldır.” hadisi tam da günümüz müslümanına uygun. Her şeyimiz var fakat huzurumuz, kalp dinginliğimiz yok.

Peki bu durumda ne yapmamız lâzım? Tek bir cevabı var: Kur’ân ve sünnete göre yaşamak ve kalbimizi dünyadan çözüp ahirete bağlamak.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.